3 Temmuz 2010 Cumartesi

GEZGİN QUEEN: Bavullar ve Kadınlar


Bavul hazırlamak… Ne zor şey… Binlerce olasılığı düşünmek, hepsine karşı önlem almak, karşına çıkabilecek onlarca ihtimale karşı hazır olmak, üstelik bunları da küçük bir dikdörtgenin içerisine sığdırmak zorundasın! Sanki tatil değil, savaş hazırlığındasın.

Hele bilmediğin yerlere, uzunca bir süreliğine gidiyorsan, terk-i diyar eyliyorsan ve bir kaplumbağa gibi evini sırtında taşımak durumunda kalıyorsan… Düşünsene bi'! Bir kere rahat bir pabuç ve pantolon zaten alınacak, hatta muhtemelen giderken ve dönerken üstte bunlar olacak. Yaz tatiliyse bu, birkaç bikini konacak. Bunu takiben plaj terliği ve havlusu, başta güneş kremi olmak üzere çeşitli kremler o bavula atılacak. Sonra bunun gecesi var tabii. İnsan o kadar tatile gider de gece dışarı çıkmaz mı? Ama ilk defa gidiyorsunuz ya, bilmiyorsunuz nasıldır. Bu nedenle çok şık bir elbise ve topuklu ayakkabı, ayrıca aşırı şık olmayan, yapılan kombine göre kendini gösteren sade bir elbise de gerek. Bir de hava koşulları var: Yağmur yağar mı, geceleri soğuk olur mu, oralar şimdi rüzgarlı mıdır; bütün bu soruların cevabının da o bavulda saklı olması lazım. Kişisel bakım ürünlerini, saç kurutma makinesini ya da saç düzleştiricisini, pijamayı, iç çamaşırlarını ve çorapları ise saymıyorum bile!

Bütün bu aşamaları atlattık diyelim; biz kadınların karşısına daha büyük bir sorun çıkıyor: Uyum sorunu. O elbisenin altına uyacak o ayakkabıyı da almalı, ama o ayakkabıyı aldıysak ona uyacak çanta da o bavula konmalı. Sonra o pantolon en güzel o tişörtle oluyor, o tişörtü alınca o ince triko hırkayı da almak gerekiyor, hele o ince triko hırkayla öyle güzel giden bir şapka var ki, onu almamak hiç olmaz!

İşte bu aşama; yani kadınların neyi yanına alacağına, neyi arkasında bırakacağına karar verdiği o an(lar); İstanbul trafiğinden bile daha stresli, en büyük aşk masallarından bile daha duygusal, nice ayrılık hikayelerinden daha kederlidir.

Şu anda bir bavulla, Sabiha Gökçen Havalimanı’nda, arkamda onlarca şeyi bırakarak oturuyorum. En önemlisi de bir süreliğine İstanbul’u bırakıyorum. İstanbul… Çok garip… Bir türlü terk edemediğin sevgili gibi; beraber mutlu değilsiniz, ama ayrılamıyorsunuz da. Gitmek istiyorsunuz, lakin bir göz hep arkada.

Bavulum yukarıdaki koşullara ne kadar hazır, bilemiyorum; ama ben hazırım. Gerekirse yağmurda ıslanır, rahatlık yerine “uyum”u seçtiğim için ayak acısıyla uğraşır, doğa gezilerini bile küçük siyah elbisemle yaparım. :) Ama hazırım.

3 yorum:

Visual-ist dedi ki...

çok güzel anlatmıssın :) ıyı yolculuklar cnm tadını cıkar bizide unutma gelmedende bı haber ver öperim seni cok ):

mgntwmn dedi ki...

iyi tatiller Liz. üzüntü ve muz kabuğu:(

cansu aktaş dedi ki...

çok güzel anltamışsın gene yazılarında kendimi kaybediyorum (= iyi tatiller sana youtube'a benim içinde gir :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...