29 Haziran 2011 Çarşamba

Bir Moda İkonu: Tilda Swinton

Istancool etkinliği sayesinde kendisini yakından görme şerefine nail olanların da fark etmiş olabileceği gibi Tilda Swinton, bu dünyaya ait olmayan insanlardan. Tıpkı David Bowie, Michael Jackson ya da Alexander McQueen gibi. Upuzun boyu, androjen görünümü, sarı ile kızıl arasında gidip gelen kısacık saçları, ‘Az çoktur’ sözünün karşılığı olan ama bir o kadar da sıra dışı stili ve yapmış olduğu ilginç film seçimleriyle Tilda Swinton; şüphesiz ki gerek bizlere, gerekse tasarımcılara ilham veren müthiş bir moda ikonu.


Oyunculuk Kariyeri

Avustralyalı bir annenin ve İskoç bir babanın kızı olarak 1960 yılında İngiltere’de dünyaya gelen Tilda Swinton, aristokrat bir ailenin kızı. West Heath Girls’ School’da Prenses Diana ile aynı sınıfta okuyan ve Cambridge Üniversitesi’nden derece ile mezun olan oyuncu, daha henüz bir öğrenciyken oyunculukla ilgilenmeye başlıyor ve çeşitli oyunlarda yer alıyor. 1994’te AIDS’ten ölen yönetmen Derek Jarman ile 1985 yılında tanışmasıyla birlikte de sinema kariyerine profesyonel anlamda ilk adımını atmış ve ikilinin Jarman ölünceye kadar süren 9 yıllık iş ve arkadaşlık ilişkisi de başlamış oluyor. Birlikte başta Edward II olmak üzere kısa ve uzun metrajlı 9 film çekiyorlar. Ama biz Swinton’ı daha çok cadı olarak karşımıza çıktığı Narnia Günlükleri’nden, Cohen kardeşlerin yönettiği Burn After Reading’den, yardımcı kadın oyuncu dalında Oscar kazandığı Michael Clayton’dan ve son olarak İtalyanca konuşan Rus bir gelini canlandırdığı Io Sono L’amore’dan tanıyoruz.


Aile Her Şeyden Önemli

Tilda Swinton’ın fiziğine bakarak 50 yaşında ve ikiz çocuk sahibi olduğunu anlamak neredeyse imkansız. Eski kocası, oyuncu John Bryne’dan Xavier ve Honor adlı ikiz çocuğa sahip olan Swinton için en önemli şey evi ve çocukları. Öyle ki, Etat Libre d’Orange’dan çıkan parfümü Like This hazırlanırken kokunun evi gibi kokmasını, kokladığında kendisini evinde gibi hissetmek istemiş. Parfümün adı ise Tilda’nın en sevdiği şair olan Rumi’nin bir şiirinden geliyor:

If anyone wants to know what “spirit” is,
Or what “God’s fragrance” means,
Learn your head toward him or her.
Keep your face there close.
Like this.

Viktor&Rolf 2003 defilesinde Tilda Swinton ve klonu

Tilda Swinton ve Moda

Tilda Swinton’ın bir moda ikonu olarak insanlara ilham olması sadece parfüm ile sınırlı değil tabii ki. Viktor&Rolf, 2003 Sonbahar/Kış Koleksiyonu’nun tamamını bu eşi benzeri olmayan tarzın sahibine adadı. Koleksiyondaki cepli pantolonlar ise Tilda’nın bahçede çalışırken cepli pantolonlara ihtiyaç duyması sonucu ortaya çıktı. Modellerin kızıl saçlarıyla Tilda’nın klonu gibi gözüktüğü defilenin açılışı da bizzat Tilda Swinton’ın kendisi tarafından yapıldı.

2005 yılında Hüseyin Çağlayan’ın 51. Uluslararası Venedik Bianeli için çektiği kısa filmi Absent Presence’da yine Tilda Swinton vardı. Film, terörizm paranoyasından yola çıkarak soy ayrımcılığını, yabancı düşmanlığını irdeliyordu.

Geçtiğimiz senelerde Pringle of Scotland markasıyla anlaşan Swinton, bu defa da karşımıza model olarak çıktı. Hem kadın hem de erkek koleksiyonları için modellik yapan oyuncu, markanın yeni yüzü oldu.

2008 Oscar törenlerinde Lanvin elbisesiyle

Tilda Swinton Stili

2008 yılında Oscar törenleri için giydiği Lanvin elbise, başka birisi tarafından giyilse felaketle sonuçlanabilirdi. Ama bu siyah kadife elbiseyi giyen Tilda Swinton olunca durum farklıydı. Maskülen görünümü ve turuncu saçları, bir başkasının üzerinde çöp poşeti gibi durabilecek bu elbiseyi Tilda’vari bir biçimde başkalaştırıyor, kötü ya da iyi olduğunu dahi söyleyemeyeceğiniz yeni bir havaya bürüyordu. Bu kıyafetini oldukça eleştiren bazı kesimlere de yanıt aynı yıl Vanity Fair’den geldi: Tilda Swinton; Sarah Jessica Parker, Carla Bruni ve Carine Roitfeld gibi isimlerle birlikte Vanity Fair’in en iyi giyinenler listesinde yer aldı. Ama o yine de “En sevdiğim kıyafetim, Lanvin pijamalarım” diyecekti.


Tilda Swinton kesinlikle normların dışında kalan bir anti-kahraman. Cesur ama rahat, maskülen ama çekici seçimleriyle her zaman dikkat çekmeyi başarıyor. Stilinin en önemli özelliği; korkusuz ve uğraşsız olması. Pantolon-ceket takımları, uzun ya da diz hizasındaki elbiseler ve topuklu ayakkabılar stilinin olmazsa olmaz parçaları. Makyajsız yüzü ve giydiği smokin takımlarıyla maskülenliği, topuklu ayakkabılarıyla da feminenliği mükemmel bir şekilde birbirine karıştırarak cinsiyetsiz bir görünüm yaratmayı başarıyor. Kendi tarzını ise yine en iyi şu sözleriyle kendisi özetliyor: “Bana göre smokin giymek, balo elbisesi giymekten daha kolay. Şanslıyım ki hiçbir zaman bir oyuncak bebek gibi gözükmek istemedim.”

Tilda Swinton, kırmızı halıda genellikle Jil Sander, Haider Ackermann, Prada ve Dior gibi markaları tercih ediyor. Ama konu moda olunca aslında tek bir şartı var, tişörtünü yaptırıp giyilebilecek cinsten: “Her şeyi giyebilirim, yeter ki temiz olsun."

Fotolar: Suite101, Instyle, Appealing, Style.com

3 yorum:

Guz dedi ki...

bence sadece moda ikonu.bunun disinda arti bir guzelligi yok :) yuzu cok soluk ve ruhsuz gibi.

Gizem Dalyan dedi ki...

tilda swinton o kadar nevi sahsina munhasir ki, guzel ya da cirkin demek bile mumkun degil zaten. ama ben hem kendisini, hem tarzini hem de oyunculugunu cok begeniyorum. :)

esin gül dedi ki...

sadece moda ikonu değil bence o gerçek bir sanatçı...


http://fashionbyesin.blogspot.com/

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...