Michael Jackson etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Michael Jackson etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mayıs 2010 Çarşamba

İmza Taklitçileri Miyiz?

Hep idollerimiz oldu hayatımız boyunca , örnek aldığımız, olmak istediğimiz. Hep başka birisi olmak istedik belki de , kendimizle yüzleşmek hep en zoruydu çünkü. Bunu nasıl yapabilirdik eğer içimizi değiştiremiyor, içten dışa doğru yayılması gereken mutluluğu, huzuru dıştan içe kazanmaya çalışıyorsak ? Hep içte aramamız gereken şeyi dışta arıyorsak? Başkası gibi gözükmeyi en çok ne kolaylaştırabilirdi? Giydiklerimiz….

Moda öyle bir şey ki zaman zaman onun yarattığı ”dönemsel” karakterler olmaya zorluyormuş bizleri hissi veriyor insana. 80′ler geri döndüğünde tayt giymeyi seviveriyoruz bir anda. Vintage moda olduğunda annemizin demode kıyafetleri nimetten sayılıyor, normalde belki de dönüp bakmayacağımız UGG botlar Kate Moss giyince ne de güzelleşiyor gözümüzde. ”ASLA” larımız nasıl da bir anda ”EN”lerimiz,”EN” lerimiz nasıl da bir anda ”ASLA”larımız haline geliyor, anlaşılır değil.

Önce Sienna Miller’a benzersek mutlu olabileceğimize inanıp bohem kıyafetlerimizi üstümüze geçirirken, bir anda yaramaz Paris Hilton’a özenip bol dekolteli elbiselere yöneliyoruz. Bir dönem punk, bir dönem bohem, bir dönem retro takılıyoruz. Peki biz gerçekten neyi seviyoruz? Ya da sevdiğimizi sandığımız şeyleri gerçekten seviyor muyuz?

Ben de ruh haline göre giyime inanırım, ben de tek bir stil yanlısı değilim. Değişikliğe, değişik stillerin kombinlenmesine bayılırım. Modayı eleştirmek söyle dursun en büyük takipçilerindenim. Ayrıca giyim tarzımızın karakterimizin dışavurumu olduğu fikrinin sonuna kadar arkasındayım. Ama bizler stillerimizle karakterimizi mi dışavuruyor, yoksa varolan stiller üzerinden yeni yeni karakterler mi ediniyoruz? Modayı mı kendimize yoksa kendimizi mi modaya uyduruyoruz?

Kate Moss , Edie Sedgwick , Madonna, Michael Jackson, Audrey Hepburn, Ali Macgraw gibi isimlerin stil ikonu olmalarının altında yatan en büyük sebep karakteristik giyim tarzlarıdır. O kadar ki dergileri karıştırdığınızda isimlere bakmadan hangi pantolonun Kate Moss’a ait olduğunu anlayabilirsiniz. Kıyafetleri derileri gibidir, o kadar bütünleşmiştir ki ayıramazsınız. Ne bir beden büyük ne bir beden küçük durur, tamdır. Kıyafetleri onların imzasıdır. Şekilde değişiklik olsa da el yazısı hep aynıdır.

Peki ya siz? Bir imzanız var mı ? Yoksa hep farklı imza atanlardan mısınız ?

Lizard'ın Notu: Bu yazı yaklaşık olarak bir sene önce başka bir yer için yazılmıştı. Burada paylaşmak istedim sadece.

1 Nisan 2010 Perşembe

KAŞİF QUEEN: Fashion Rocks

Birbirinden ayrı düşünülemeyen 3 dal. Yok, yok sosyoloji, tarih ve psikoloji değil kastettiğim. Ama müzik, moda ve sinema. Her biri birbirinden besleniyor. Daha yaşarken bir ikon olmuş ya da öldükten sonra efsaneleşmiş bazı insanlar kitleleri etkiliyor, yaptıklarıyla tarihi değiştiriyor ya da başlı başına bir tarih yaratıyor. Söyledikleriyle, icraatleriyle, giydikleriyle ya da giymedikleriyle bir çığır açıyor.

 Küçük siyah elbise Breakfast at Tiffany's ile hayatımıza girmedi mi? Bir omzu düşük tişörtler, topuklu ayakkabıların üzerine geçirilen tozluklar ve hele ki o siyah mayo Flashdance sayesinde 80'leri kasıp kavurmadı mı? Hatta Geri Halliwell ve Jennifer Lopez 2000'lerde bu filme gönderme yapan videolar çekmedi mi? Manolo Blahnik Sex and The City ile tavan yapmadı mı, Carrie'nin o güzelim ayakkabıları her kadının aklına kazınmadı mı? Ya Michael Jackson'a ne demeli? Beyaz çorapları ve kısa paçaları o meşrulaştırmadı mı?

Özellikle moda bu insanlardan öyle besleniyor ki yeri geliyor Hermés gibi Jane Birkin'den esinlenen The Birkin Bag'i üretiyor, Repetto gibi Michael Jackson'a gönderme yapan Jackson Jazz Shoe'yu piyasaya sürüyor, üzerinde şarkı sözlerinin, film afişlerinin, yüzlerinin basılı olduğu tişörtler kapış kapış satılıyor.

Bahsi geçen bu üzeri baskılı tişörtlerden karşınıza bugüne kadar neler çıktığını bilmiyorum. Ama benim genelde karşılaştığım, kötü baskılı, bisiklet yakalı ve kötü bir kesime sahip tişörtlerdi. Ve evet, genelde hep tişört oluyor bunlar. Hiç güzel bir Elvis Presley elbisesiyle ya da Michael Jackson şalı ile karşılaşmamıştım daha önce, ta ki Idil Vice ile tanışıncaya kadar.

İsviçre kökenli Idil tarafından oluşturulan Idil Vice markası adını okunuş benzerliğinden dolayı, İsviçre dağlarında yetişen ve çok ender rastlanan Edelweiss adlı bir çiçekten alıyor. Bugüne kadar Gwen Stefani, Sarah Jessica Parker, Avril Lavigne gibi ünlü isimlerin üzerinde de görülen tasarımlarının hepsi el emeği, göz nuru. İlk koleksiyonunu çıkardığında İsviçre basını tarafından "Renkli televizyondan sonraki en önemli keşif" olarak nitelendirilen Idil, sadece orjinal ve lisanslı baskıları tasarımlarının üzerinde kullanıyor ve sipariş üzerine tasarım da yapıyor. İster ölçülerinize göre, ister de üzerinizde görmek istediğiniz ikonu mail yoluyla belirterek kendinize özel tasarımı yaptırabiliyorsunuz. Ve tabi ki evet, dünyanın her yerine sipariş gönderebiliyor.

Bob Dylan İstanbul'a geliyor, kesin. Lady Gaga dedikoduları da Maraş dondurmacılarının yaptıklarına benziyor, bir uzatıyor, bir geri çekiyorlar. Ama siz iyisi mi, şimdiden kıyafetinizi hazır ediverin.

Elvis Presley
Lady Gaga
John Lennon&Yoko Ono
David Bowie
Madonna
The Doors
Bob Dylan
Michael Jackson
Sex Pistols
Marilyn Monroe

*Blogunu takip edip daha fazla bilgi edinebilmek için: www.idilvice.blogspot.com
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...