STYLE QUEEN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
STYLE QUEEN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Eylül 2012 Pazar

STYLE QUEEN: Hot Sox Çoraplarım


Biri şöyle demiş ekşi sözlük'te:

"Çorap denilen şeyin önemi, esas insan kendi kendine yalnız kaldığında ortaya çıkar. Ayaklarınızı karnınıza çektiğiniz vakitlerden birinde, gözleriniz nemlenirse bir an, şöyle bir bakıverin çoraplarınıza. Sevdiğiniz bir çizgifilmin kahramanı sizi anılardan anılara sürükleyip güldürebilir ya da gördüğü renklerde ebemkuşağının peşine düşebilir insan. Yani çıplak ayaklarınızda sadece tırnaklarınıza bakıp daha da kederleneceğiniz yere, sıcacık ayaklarınızdaki çoraplarınıza bakıp neşelenebilirsiniz. Sırf bunun için bile dünya nimetleri listesinde, kafaya oynayabilir."

Bunun üzerine daha ne denebilir, bilmiyorum. Ama beni güldürecek, ebemkuşağının peşine düşürecek, yaz kış demeden hayatıma renk katabilecek çorap markası hangisidir, gayet iyi biliyorum: Hot Sox. Hot Sox bugüne kadar gördüğüm en eğlenceli ve en "ay ben bunların hepsini istiyorum"lu çorap markası. Ayaklarınızdan taşan baykuşlar, cupcake'ler, flamingolar, Noel Baba'lar adeta size bakıp "Bugün güzel bir gün olacak" diyor.


"Ay bu mu, yoksa şu mu, yok yok bu, ama şu da olsun, ama bu da çok güzelmiş"le geçen koca bir günün ardından verdiğim sipariş dün elime ulaştı: Tarihin en güçlü kadınlarından biri olan Frida Kahlo'lu ve her sabah bana "Miyavdın" diyecek kedili çoraplarım. Eğer çorapların da sabah dinlediğimiz müzikler gibi etkisi varsa tüm günümüze, kedi gibi yaramaz ve Frida Kahlo gibi tutkulu günler beni bekliyor.

10 Haziran 2012 Pazar

STYLE QUEEN: Yeni Saçlar!


Son zamanlarda yazılarımı saçlar üzerine yazmış olmam, kendi saçlarımda da değişiklik aradığımın bir belirtisiydi aslında. Bunu en son yazdığım yazıda da açık açık dile getirmiştim zaten. Ve o yazı, hiç tanımadığım kişilerle “Ben de değiştirmek istiyorum” ya da “Şu model çok güzel” diye başlayan o kadar içten mailleşmelerin başlangıcı oldu ki, saçlarımdaki değişikliği paylaşmak boynumun borcu oldu sanki. J

Dünya için küçük, kendim içinse büyük bir değişiklik yaptım ve saçlarımı kısalttım. Evet, bu görmüş olduğunuz kısalmış hali. Eski halinin ne kadar uzun olduğunu da siz tahmin edin. Rengi de biraz değişti. Saçta ara tonları seviyorum sanırım; küllü sarı gibi, dore kahve gibi.


Benden küçük bir tavsiye: Saçınızı değiştirmek isteyip de ne yapacağınızı bilemediğinizde her zaman klasikleşmiş saçlardan ilham alın; çünkü bir Mia Farrow, bir Farah Fawcett ya da bir Veronica Lake saçının kötü olması gibi bir ihtimal neredeyse yoktur.

Üst: Bershka / Jean: Berlin'den / Saç Bandı1 Erkek 1 Kadın 1 Dükkan

7 Mayıs 2012 Pazartesi

STYLE QUEEN: Lizard Queen Lizard Princess İken


Her gün bir dolu mail alıyorum. Blog yazmakla ilgili en sevdiğim kısım bu. Gerçekten. Kimisi bir yazımı çok beğendiğini söylüyor, kimisi bir yazımın ona bir konuda ilham verdiğini. Kimisi fikir veriyor, kimisi de fikir alıyor. Ve ben mutlu oluyorum. Beğenildiği için değil, bir şeyler paylaşıldığı için.

Maillerde en çok sorulan şeylerden birisi de kendi stilimi diğer birçok blog gibi paylaşıp paylaşmayacağım. Ben bu blog’u yazı yazmaya karşı olan tutkumdan dolayı açmıştım. Konu olarak da sevdiğim bir şeyi, yani modayı seçtim. Aslolan şey yazmaktı yani. Hal böyle olunca hiç stil blog’u olarak düşünmemiştim blog’umu. Ama konuyla ilgili o kadar çok mail geldi ki, ben de şöyle bir koltuğa uzanıp olayların en başına, başlangıcına, yani çocukluğuma gideyim ve Küçük Lizzy’nin modayla olan ilişkisi nasıl başlamış, ağaç yaşken nasıl eğilmiş birkaç fotoğraf eşliğinde göstereyim dedim. J


Evet, gördüğünüz üzere ben de küçükken sarışındım ve taa o zamanlardan tek renk giyinmenin ileride büyük bir trend olacağını fark ederek kendimce yorumlamışım. Elimdeki Tombi ise 90'larda çocuk olmanın bir simgesi.


İleride makyaj malzemelerine, kremlere, efendime söyleyeyim ojelere ve parfümlere ne kadar düşkün olacağımın sinyallerini daha minicik bir kızken evrene yollarken.


Son dönemlerde pembe ve kırmızıyı bir arada sık görüyor olabilirsiniz ama aslında bize bu iki rengin birlikte giyilemeyeceği öğretildiğinden, yıllarca ikisini birlikte kullanmaktan hep kaçınmıştık. Ama “Moda da neymiş, moda benim” diyen Küçük Lizzy, küçücük boyuna rağmen otoritelere kafa tutarak bu iki rengi birlikte kullanmaktan çekinmemiş. Buradan yetkililere sesleniyorum: Kırmızı ve pembe trendinin nasıl ortaya çıktığı konuşulduğunda benim adımı da ekleyin lütfen! Saç kesimimle ise daha o zamanlar adını dahi bilmediğim, ama ileride pek beğeneceğim Edie Sedgwick’e selam çakıyorum.


Yüksek belli her şeye ayrı bir zaafımın olacağı ve David Bowie’nin “Put on your red shoes and dance the blues” diye başlayan Let’s Dance adlı şarkısını çok seveceğim daha o zamandan belliymiş.


Maskulen ve feminenliği birbirine harmanlayarak oluşturduğum stilim ile üçüncü gözümle geleceği görüyorum sanki. Ayrıca her fotoğrafta elimde yiyecek bir şey olmasıyla da Ocean’s Eleven’daki Rusty Ryan karakteri gibiyim. Bazı kelimelerin ne anlama geldiğini dahi bilmediğimiz günler; kalori gibi, trend gibi.

21 Mart 2012 Çarşamba

STYLE QUEEN: Ganimetler


Yeni ülkelerde bulunmanın, bambaşka şehirlerin sokaklarını arşınlamanın en güzel taraflarından biri de yepyeni markalar, tasarımcılar ve butikler keşfetmek. Bunun için ise çok basit ama etkili bir taktiğim var; ana caddelerden çıkıp ara sokaklarda dolanmak. Hatta mümkünse şehirde kaybolmak. Paris'e her gidişimde Champs-Élysées'ye şöyle bir uğrarım. Bütün o ihtişamlı Parizyen'leri izler; Chanel'in, Louis Vuitton'un görkemli vitrinlerine dalarım. Ama benim asıl uğrak yerlerim başka. Étienne Marcel'deki vintage butikler, St. Paul civarındaki küçük consept mağazalar ve ikinci el dükkanlar... Berlin'deki Kurfürstendamm'da da şöyle bir aşağı bir yukarı yürümek çok keyifli misal. Ama Berlin'de yaşasam orada mı takılırım? Hayır. Arkadaşlarımla Mitti'de buluşurum, Kreuzberg'e eğlenmeye giderim,  Prenzlauer Berg'deki küçük galerileri gezerim. Ve Berlin'de adım başı karşılaşılan vintage ve ikinci el butiklerden alışverişimi yaparım.

Benim gardırobumu karıştırmak, anneannenin sandıklarını karıştırmak gibi biraz aslında. Dünyanın çeşitli yerlerinden topladığım vintage ve ikinci el parçalar dolabımın demirbaşları. Bu yukarıda görmüş olduklarınız ise bu koleksiyona yeni katılanlardan. Sağdaki Berlin'den, soldaki ise Paris'ten. Berlin'dekini Kreuzberg'de kaybolduğum bir günde keşfettim. Paris'teki ise daha önceki St. Paul keşiflerimden, beni asla hayal kırıklığına uğratmayan Free ‘P’ Star'dan.

En önemlisi de bana o günleri hatırlatıyorlar. Giyilebilen anılar. En sevdiklerim.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...