Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ekim 2010 Çarşamba

4N 4Plan


Ne? Fashion@EYE Vintage Güneş Gözlükleri Sergisi. Daha önce Hakan San’ın Asmalımescit’teki 11’de eşsiz vintage gözlükleri sergilediği etkinliğini burada yazmıştım. Şimdilerdeyse kendisi kaçıranlara ikinci bir şans tanıyor.
Nerede? Que Tal Tapas Bar. Adres: Tünel İlk Belediye Cad. No:5/A Beyoğlu
Ne Zaman? 15 Ekim Cuma, 12:00-19:00 arası
Neden? Ne varsa eskilerde var da ondan.
 

Ne? Manuel Reina. Flamenko dansının önde gelen temsilcilerinden olan ünlü dansçı, bizleri danstan dört köşe etmeye hazırlanıyor.
Nerede? Ghetto İstanbul
Ne Zaman? 13 Ekim Çarşamda, 22:00
Neden? Hem dansa doyacaksınız hem de Spainair sponsorluğunda gerçekleşecek olan etkinlikte Barselona’ya çift kişilik gidiş-dönüş uçak bileti kazama şansı yakalayacaksınız.


Ne? Fashion Forward: Hüseyin Çağlayan’dan Film Seçkisi. İstanbul Modern’deki sergisi bitmeden önce sevdiği moda filmlerini de paylaşmak isteyen ünlü tasarımcı, seçtiği 5 filmi moda ve sinemaseverlerle buluşturuyor. Gösterilecek filmler ise "Yoldaş Modası", "Şahane Macera", "Nasıl Görünüyorum", "Siz Kimsiniz, Polly Maggoo?" ve "Paris Yanıyor".
Nerede? İstanbul Modern
Ne Zaman? 14-21 Ekim tarihleri arası.
Neden? Hüseyin Çağlayan. Moda. Sinema. Daha ne olsun?


Ne? Megunica Film Gösterimi. Streetart Festival İstanbul kapsamında İtalyan yönetmen Lorenzo Fonda’nın çektiği Megunica adlı belgesel filmi ücretsiz olarak izleyebileceğiz.
Nerede? Kumbaracı 50. Adres: Kumbaracı Yokuşu No:50
Ne Zaman? 14 Ekim Perşembe, 20:30-22:00
Neden? Nedenini merak edenler buradan filmin tanıtımını izleyebilirler.

Fotolar: Fashion@EYE, Ghetto, Trendus, Megunica

20 Mayıs 2010 Perşembe

-Eyjafjallajökull -Bana Mı Gülüyorsun?

İzlanda'da bir volkan patladı, hem de bunu utanmadan iki kere yaptı ve alt üst etti hayatı.  İnanılmaz bir hava kirliliği yarattı, tüm uçuşların iptal edilmesine yol açtı. Bu yüzden kiminiz çok önemli bir iş toplantısını kaçırdı, kiminiz ailesinden uzak kaldı. Kim bilir belki de binbir türlü yalanla, dolanla gizli bir kaçamak yapıyordunuz, tüm foyanız ortaya çıktı. Birçoğunuz da kara ve deniz yoluyla, memleketine dönmeye çalışırken canla başla, yollarda uyanıklar tarafından kazıklandı da kazıklandı. Yani anlayacağınız bir volkan patladı, onunla beraber sizin hayatınız da patladı.

Hem üstelik doğru düzgün küfür bile edemediniz. Adı o kadar garip ve sanki gülme efekti gibi ki, ayrıca söylemesi de o kadar imkansız ki, şöyle dolu dolu, adını ve bilumum küfürleri ardı ardına sıralayıp da güzelce bir sövemediniz.

Bütün bu karışıklığın ve hengamenin ortasında doğa bize nasıl bir görsel şölen sunmuş, onu da  fark edemediniz. Olsun, geç değil. Buyrun, izleyiniz.


Iceland, Eyjafjallajökull - May 1st and 2nd, 2010 from Sean Stiegemeier on Vimeo.

16 Mayıs 2010 Pazar

Her Akşam Votka, Rakı ve Şarap

Festivalden festivale, konserden konsere, partiden partiye koşanlara, bir tanesini bile ıskalamayanlara gelsin. Sabahın köründe dilleri susuzluktan damaklarına yapışmış, içleri yana yana uyananlara gelsin. "Yok, bu gece evde oturacağım." deyip de gelen telefonlara kayıtsız kalamayanlara gelsin. Hayır diyemeyenlere gelsin. "Bunun votkası az olmuş"çulara gelsin. Rakıya buzun en son konulması gerektiğini bilenlere gelsin. Lise dönemlerinde Emek Sineması'nın sokağında en az bir kere oturup da şişeden şarap içmiş olanlara gelsin. Rakı-balık yaptığında balığının bir kısmını bacağına sürtünen kediyle paylaşanlara gelsin. Söylemek isteyip de söyleyemediği şeyleri söyleyecek kıvama gelebilmek için öncesinde bir tek atanlara gelsin. "Sarhoştum, hatırlamıyorum"culara gelsin. Galata'da elinde içkisiyle tanıştığım ve bana Facebook hesabı olduğunu anlatmaya çalışan meşhur Ali Baba'ya gelsin. Tanju Okan'cılara gelsin. Tanju Okan'ın kendisine ise zaten gelsin. Muhabbeti güzel olanlara, topik adlı mezenin ne olduğunu bilenlere, sağlığına diyenlere gelsin.

Eski Türk filmlerini sevenlere gelsin. Dertlilere gelsin ama dertsizlere de gelsin. Unutmak isteyenlere, unutulmak istemeyenlere ya da çoktan unutulmuşlara gelsin. İçince telefonlara sarılıp eski sevgiliye sonradan pişman olacağı mesajlar atanlara gelsin. Aşıklara gelsin. Dün akşam hafif alkollü bir şekilde kız arkadaşıyla yaşadığı sorunları anlatan arkadaşıma daha çok gelsin. Aşkı arayanlara gelsin, aşka gelsin.


 Şarkının orjinali ise İzmir aşığı Dario Moreno'ya ait. Ona hepten gelsin.

13 Mayıs 2010 Perşembe

Hoşgeldin Yaz!


Yazın gelmesinin habercisi ne sıcaklar, ne cıvıldayan kuşlar ne de kaşındıran sivrisinekler... Ben yazın gelmesini artan konser, festival sayısından, "Ay hangisine gideceğiz ki şimdi?" telaşından, aynı güne sayısız aktivite sığdırmaya çalışmadan anlıyorum.

Bugün, Ghetto'da saat 22.30 itibariyle başlayacak olan Mor ve Ötesi 'nin yeni albümü için düzenlediği albüm lansman partisine mi gitsem? Ama ondan önce de saat 20:00'de Yeditepe Üniversitesi'nin bahar şenlikleri kapsamında Duman sahne alıyor. Onu da mı zorlasam? Yetişebilir miyim ki? Enerjim kalır mı ki? Seçemiyorum ki!

Yoksa Duman'ı 22 Mayıs günü gerçekleşecek Koç Üniversitesi şenliklerine mi bıraksam? Ama Duman'ım tütüyor. Ah ne yapsam?
Cumayı es geçsem, cumartesiye gelsem, kendimi Adidas Original Street Party'ye götürsem... Biraz Multitap, biraz Bon Mod dinlesem, kaykaycıları kessem, dans etsem...

Ya da kendimi 31 Mayıs'a kadar eve kapasam, partileme orucu yapsam, paramı bir köşeye koyup Bob Dylan merdiven bileti alsam, konser bakireliğimi Bob Dylan'a saklasam?

Ne yapsam, ne yapsam?

Hoşgeldin yaz!

29 Nisan 2010 Perşembe

HEDİYE: Think Amsterdam! Etkinliğine Davetiye Var!



Önümüzdeki ay yani 8 Mayıs'ta Amsterdam'ı Amsterdam'ca düşünüyoruz. Hollanda Konsolosluğu'nun da desteğiyle bir araya gelen genç tasarımcılar ve sanatçılar Amsterdam'ı düşünüp Amsterdam'ın kendilerine hissettirdiklerini somutlaştırarak ortaya çıkardığı işleri Ghetto'da sergileyecek. Bu bağlamda resim ve fotoğraflar sergilenecek, Fatoş İlhan(Visual-ist), Bahar Kanık-Ayçin Aydoğan (Oyee Design), Sevil Kaynak gibi genç isimlerin oluşturduğu karma bir defile gerçekleşecek. Bununla da kalmayacak, ev sahipliğini Çağlar Sür ve Le Cool'dan çok iyi bildiğimiz Sarp Dakni'nin yaptığı bu organizasyonun ilerleyen saatlerinde Kraak & Smaak setleriyle katılımcıları coşturacak. Kapılarını 21:00 itibariyle açacak olan Ghetto'da defile ise 22:30'da başlayacak.

Ayrıca KML Hava Yolları'nı da arkasına alan organizasyonda 2 kişiye Amsterdam uçak bileti hediye edilecek!

Bana da 3 çifte davetiye vermek düşecek. Bu davetiyeler ise Amsterdam'ı düşünüp kendisine neyi ifade ettiğini 6 Mayis'a kadar en güzel şekilde, bu yazının altına yorum bırakmak suretiyle açıklayana gidecek.

Hadi bakalım, Think Amsterdam!


Lizard'ın Notu: Yorumlarınız ile birlikte mail adresinizi de bırakmanız mümkün müdür acaba? Böylelikle daha kolay ulaşabilirim size?

27 Nisan 2010 Salı

Önüm Arkam Sağım Solum Lagerfeld

Bay “Ne İstersem Oyum” Karl Lagerfeld. Bay “Yaptım mı Tam Yaparım” Karl Lagerfeld. Ya da sadece Karl Lagerfeld?

Gün geçmesin ki Karl Lagerfeld beni, seni, onu şaşırtmaya devam etmesin. Tasarımcı kimliğinin yanı sıra üzerine giyinmiş olduğu çok şık fotoğrafçı elbisesi, Coca-Cola Light şişelerini baştan yaratarak karşımıza çıkması, hatta sadece 30 tane üretilen dünyanın en pahalı kasasını tasarlaması ve niceleri… Hayır o değil, yaratıcılığın sınırı yok elbette. Ama hangi zaman diliminde yaşıyor, hepsine nasıl yetişiyor, ben onun merakı içindeyim. Gerçi ben zaten onun senin benim gibi olmadığına daha önce yazdığım bir yazıda (tık) kesinlikle ve kesinlikle kanaat getirmiştim.

Lagerfeld'in Dottling firması için tasarladığı $339,000 değerindeki kasa

Sadece bunlar da değil. Kendisi müzik sektöründe bile her an karşımıza çıkabilir. Tıpkı SomethingALaMode’un Rondo Parisiano isimli videosunda olduğu gibi. Aslında bu ilk SomethingALaMode ve Lagerfeld çalışması değil. Sıkı Chanel takipçileri iyi bilirler; Thomas Roussel ve Yannick Grandjean’dan oluşan bu grup 2010 Chanel Curise defilesinin müziklerini hazırlamak için seçilmiş ve Venedik’te gerçekleşen bu defilede canlı olarak çalmışlardı:

Chanel Cruise 2010 Part 1
Yükleyen BattyMio. - YaÅ�am, moda ve 'kendin yap' videolarına göz atın.

Chanel Cruise 2010 Part 2
Yükleyen BattyMio. - YaÅ�am, moda ve 'kendin yap' videolarına göz atın.


Karl Lagerfeld’in kendisinin de bizzat hayranı olduğu bu grup cidden çok başarılı. Özellikle çello ve keman tınıları sevenler henüz tanışmadılar ise Karl Lagerfeld’li bu videoları ile birlikte kendilerine “Merhaba!” diyebilirler:

Something A La Mode Feat Karl Lagerfeld [2009]
Yükleyen ZapMan69. - Öne çıkan müzik videolarını izleyin.


Evet, önümüz, arkamız, sağımız, solumuz Karl Lagerfeld doludur. O bizi sürekli sobeler de durur.

Foto: Luxuo

1 Nisan 2010 Perşembe

KAŞİF QUEEN: Fashion Rocks

Birbirinden ayrı düşünülemeyen 3 dal. Yok, yok sosyoloji, tarih ve psikoloji değil kastettiğim. Ama müzik, moda ve sinema. Her biri birbirinden besleniyor. Daha yaşarken bir ikon olmuş ya da öldükten sonra efsaneleşmiş bazı insanlar kitleleri etkiliyor, yaptıklarıyla tarihi değiştiriyor ya da başlı başına bir tarih yaratıyor. Söyledikleriyle, icraatleriyle, giydikleriyle ya da giymedikleriyle bir çığır açıyor.

 Küçük siyah elbise Breakfast at Tiffany's ile hayatımıza girmedi mi? Bir omzu düşük tişörtler, topuklu ayakkabıların üzerine geçirilen tozluklar ve hele ki o siyah mayo Flashdance sayesinde 80'leri kasıp kavurmadı mı? Hatta Geri Halliwell ve Jennifer Lopez 2000'lerde bu filme gönderme yapan videolar çekmedi mi? Manolo Blahnik Sex and The City ile tavan yapmadı mı, Carrie'nin o güzelim ayakkabıları her kadının aklına kazınmadı mı? Ya Michael Jackson'a ne demeli? Beyaz çorapları ve kısa paçaları o meşrulaştırmadı mı?

Özellikle moda bu insanlardan öyle besleniyor ki yeri geliyor Hermés gibi Jane Birkin'den esinlenen The Birkin Bag'i üretiyor, Repetto gibi Michael Jackson'a gönderme yapan Jackson Jazz Shoe'yu piyasaya sürüyor, üzerinde şarkı sözlerinin, film afişlerinin, yüzlerinin basılı olduğu tişörtler kapış kapış satılıyor.

Bahsi geçen bu üzeri baskılı tişörtlerden karşınıza bugüne kadar neler çıktığını bilmiyorum. Ama benim genelde karşılaştığım, kötü baskılı, bisiklet yakalı ve kötü bir kesime sahip tişörtlerdi. Ve evet, genelde hep tişört oluyor bunlar. Hiç güzel bir Elvis Presley elbisesiyle ya da Michael Jackson şalı ile karşılaşmamıştım daha önce, ta ki Idil Vice ile tanışıncaya kadar.

İsviçre kökenli Idil tarafından oluşturulan Idil Vice markası adını okunuş benzerliğinden dolayı, İsviçre dağlarında yetişen ve çok ender rastlanan Edelweiss adlı bir çiçekten alıyor. Bugüne kadar Gwen Stefani, Sarah Jessica Parker, Avril Lavigne gibi ünlü isimlerin üzerinde de görülen tasarımlarının hepsi el emeği, göz nuru. İlk koleksiyonunu çıkardığında İsviçre basını tarafından "Renkli televizyondan sonraki en önemli keşif" olarak nitelendirilen Idil, sadece orjinal ve lisanslı baskıları tasarımlarının üzerinde kullanıyor ve sipariş üzerine tasarım da yapıyor. İster ölçülerinize göre, ister de üzerinizde görmek istediğiniz ikonu mail yoluyla belirterek kendinize özel tasarımı yaptırabiliyorsunuz. Ve tabi ki evet, dünyanın her yerine sipariş gönderebiliyor.

Bob Dylan İstanbul'a geliyor, kesin. Lady Gaga dedikoduları da Maraş dondurmacılarının yaptıklarına benziyor, bir uzatıyor, bir geri çekiyorlar. Ama siz iyisi mi, şimdiden kıyafetinizi hazır ediverin.

Elvis Presley
Lady Gaga
John Lennon&Yoko Ono
David Bowie
Madonna
The Doors
Bob Dylan
Michael Jackson
Sex Pistols
Marilyn Monroe

*Blogunu takip edip daha fazla bilgi edinebilmek için: www.idilvice.blogspot.com

27 Şubat 2010 Cumartesi

Istanbul on Speed!

İstanbul beni bozuyor arkadaş, yoksa suç bende değil. Fransızca Kursu’nda şarapla başlayan içki merasimimin votkayla devam etmesi ve rakıyla sonlanması onun suçu, benim değil. Oysaki bu gece ipler benim elimde olacak demiştim. İçeceğiz ama adabıyla demiştim. İstanbul bu, alttan giriyor, üstten çıkıyor, kafanı sürekli karıştırıyor. Sonra telefonlar yere düşüp ekranları mı gitmiyor, ipodlar mı kaybolmuyor, cüzdanlar mı unutulmuyor… Ah İstanbul, bana verdiğin zararın haddi hesabı yok…

Bu sabah uyandım, üzerimde anason kokusu, yüzümde tam çıkmayı başaramamış bir makyaj ve susuzluktan damağa yapışmış bir dil… Koca bir su şişesini kafama dikerken kendi kendimi telkindeyim: Bugün evdeyim, belki bir James Dean filmi izlerim, bilemedin dışarı çıkıp bir yemek yerim ama evdeyim. Nokta.

Sonra İstanbul dedi ki Chicks on Speed bugün İndigo’da. Indigo da benim eski evim, oradan taşınalı ve sokağından geçmeyeli çok oldu. Indigo’nun yerini meyhaneler aldı. Gençtik, Indigo bizim parti evimizdi. İnsan yaşlandıkça biraz huzur, iki kelime edecek hoşsohbet birini arıyor vesselam.

İstanbul mazi yapalım diyor bu gece, alttan girip üsten çıkıyor gene… Orhan Veli “İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.” derken bunu mu kastediyordu acep?

Anlaşılan o ki İstanbul on speed bu gece! Beni de sürüklüyor beraberinde… Yoksa istediğimden falan değil, içmeyi de pek sevmem zaten.

Ah İstanbul, ah!

*Gece için şimdiden demlenmeye başlamak isteyenlere; We Don't Play Guitars:


Chicks On Speed - We Don't Play Guitars (Promo Video)

MySpace Video

30 Kasım 2009 Pazartesi

Edith Piaf Bana N'aptın?

Kızgınım. Her şey bitiyor. Boş sigara paketlerine kızgınım. Güzel geçen yazların ardından gelen kışa kızgınım. Çalan telefonların artık çalmamasına kızgınım. Kahküllerim uzuyor. Uzayan kahküllere kızgınım. Biten her türlü ilişkiye kızgınım. Dün çok seviyordun hani? Bugün sevmemene kızgınım.


Fonda Edith Piaf, Ne Me Quitte Pas çalıyor. Anlaşılan o da biten şeyleri sevmiyor, bitsin istemiyor. Beni terk etme diye bağırıyor.


Sokağa çıkıp tanımadığım insanlara selam vermek istiyorum. Gidip yanlarına “Nasılsın? Öylesine değil gerçekten nasılsın?” diye sormak istiyorum. Ama en çok da bana sorulsun istiyorum. Otomatik bir “İyiyim.” cevabı olmadan, çeksek şöyle bir sandalye karşılıklı, cidden nasıl olduğumuzu anlatsak birbirimize? Nerden geldiğimizi bilmeden, nereye gideceğimizi merak etmeden, adlarımızı bile öğrenmeden…. Ben ona bir çay ısmarlasam, o bana bir sigara uzatsa, art niyet aramadan paylaşsak kızgınlıklarımızı? Evde yemek bekleyen kocayı, yarınki büyük iş toplantısını, son metronun saatini unutsak da biraz kendimizden konuşsak? Hayat biraz daha hafiflemez mi, la vie en rose olmaz mı?

Karşımda Edith Piaf konseptli fotoğraf çekimi, fonda bu sefer “Je Ne Rigrette Rien”. Her şeye rağmen…

Zink Magazine Kasım 2008 sayısı. Fotoğrafçı: Jamie Nelson, Sanat yönetmeni: Danielle Von Braun, Makyaj: Lottie, Saç: Gillian Kuhlmann, Styling: Yahaira Familia, Model: Kornelia Strzelecka
Fotolar: http://jamienelsonphoto.blogspot.com/

18 Ekim 2009 Pazar

The Sound of Heaven: Hang Drum

Uzun zamandır dinlediğim hiçbir şeyin bana bu kadar huzur verdiğini hatırlamıyorum . Sanki hipnotize ediyormuş gibi, her şeyi yavaşlatıyormuş gibi...
Hang denilen bu uçan daireye benseyen vurmalı enstrüman Felix Rohner ile Sabina Scharer tarafından 2000 yılından beri ve sadece İsviçre'de üretiliyor. Çok az sayıda üretildiği için önce adınızı listeye eklettirmeniz gerekiyormuş ve ürünün size ulaşması bir yıldan fazla bir süreyi bulabilirmiş. Yani organ naklini bekleyen bir hasta gibi Hang'i beklemeniz olası...
Bugüne kadar hiçbir enstrümana merak sarmamış birisi olarak, ilk defa bir müzik aletini çalmayı bu denli istedim. 2 yıl bekleyebilir miyim, bilmiyorum ama evimin bir köşesinde benim de bir uçan dairem olsa hiç fena olmazdı!
Trafikte sinirine hakim olamayanlara, ağlayan zırlayan çocuklara, sürekli panik halinde olanlara günde bir doz doktor reçetesiyle verilmeli...
Hang hakkında daha detaylı bilgiye burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.
Manu Delago ve Dante Bucci de bu enstrümanı çok iyi çalan iki isim.
Dante Bucci'nin Fanfare isimli şarkısını ise dinleyip de hayran olmamak mümkün değil.
Alın bakalım:

Dante Bucci - Fanfare from Dante Bucci on Vimeo.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...