alışveriş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alışveriş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Eylül 2012 Pazar

STYLE QUEEN: Hot Sox Çoraplarım


Biri şöyle demiş ekşi sözlük'te:

"Çorap denilen şeyin önemi, esas insan kendi kendine yalnız kaldığında ortaya çıkar. Ayaklarınızı karnınıza çektiğiniz vakitlerden birinde, gözleriniz nemlenirse bir an, şöyle bir bakıverin çoraplarınıza. Sevdiğiniz bir çizgifilmin kahramanı sizi anılardan anılara sürükleyip güldürebilir ya da gördüğü renklerde ebemkuşağının peşine düşebilir insan. Yani çıplak ayaklarınızda sadece tırnaklarınıza bakıp daha da kederleneceğiniz yere, sıcacık ayaklarınızdaki çoraplarınıza bakıp neşelenebilirsiniz. Sırf bunun için bile dünya nimetleri listesinde, kafaya oynayabilir."

Bunun üzerine daha ne denebilir, bilmiyorum. Ama beni güldürecek, ebemkuşağının peşine düşürecek, yaz kış demeden hayatıma renk katabilecek çorap markası hangisidir, gayet iyi biliyorum: Hot Sox. Hot Sox bugüne kadar gördüğüm en eğlenceli ve en "ay ben bunların hepsini istiyorum"lu çorap markası. Ayaklarınızdan taşan baykuşlar, cupcake'ler, flamingolar, Noel Baba'lar adeta size bakıp "Bugün güzel bir gün olacak" diyor.


"Ay bu mu, yoksa şu mu, yok yok bu, ama şu da olsun, ama bu da çok güzelmiş"le geçen koca bir günün ardından verdiğim sipariş dün elime ulaştı: Tarihin en güçlü kadınlarından biri olan Frida Kahlo'lu ve her sabah bana "Miyavdın" diyecek kedili çoraplarım. Eğer çorapların da sabah dinlediğimiz müzikler gibi etkisi varsa tüm günümüze, kedi gibi yaramaz ve Frida Kahlo gibi tutkulu günler beni bekliyor.

20 Nisan 2012 Cuma

KAŞİF QUEEN: Ginger'ın Rengarenk Dolabı


Çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane”nin biraz daha farklı versiyonuydu bizimkisi. Zeynep Altınç’ın muhteşem ayakkabılarına bakmak için gittiğim Cassette Butik’ten elimde bir çift ayakkabı ve kafamda uçuşan onlarca güzel yaka ile çıktım. Nerden çıkmıştı bu yakalar, yeniler miydi yoksa ben mi geç kalmıştım keşfetmek için, kimdi tasarımcısı? Kafamda sorular, sorular...


İşte böyle tanıştım Ginger’s Wardrobe ve yaratıcısı İnci Erdem ile. Mimar Sinan  Güzel Sanatlar Üniversitesi Endüstriyel Tasarım Bölümü’nden mezun olan İnci, ardından İtalya’ya giderek ayakkabı ve aksesuar eğitimi alıyor. Geri döndüğünde ise Ginger’s Wardrobe’u yaratıyor ve pek eğlenceli, pek enerjik aksesuarlar tasarlamaya başlıyor.


İnci’nin yakınlarının kendisine taktığı isimmiş Ginger. Adını bu takma isimden alan Ginger’s Wardrobe çok ama çok yeni bir marka. Biz yaptığımız çekimde sadece yakaları kullandık ama markanın en az yakalar kadar dikkat çekici gömlekleri de var ve çok yakında ayakkabıları da görücüye çıkacak. J


Ginger’s Wardrobe; Kumpanya62, Casette Butik ve Lazy Butik’te satışta. Çok yakında Bilstore’da da karşınıza çıkabilir. Bir an önce gidin, tanışın ve Ginger’s Wardrobe tarafından yaka’lanın.

Model: Gözde Kınalı
Fotoğraflar: Gizem Dalyan

24 Mart 2012 Cumartesi

KAŞİF QUEEN: Fashion@EYE: Bir Gözlük Cenneti

Oralarda bir yerlerde güneşin artık kendini bonkörce sergilemesine en çok bir çekmece dolusu güneş gözlüğünü takabilecek oldukları için sevinen küçük koleksiyoncular var, biliyorum. Yine oralarda bir yerlerde “Ne varsa eskilerde var” diyen, orijinal ve eşsiz parçaların peşine düşen keskin vintage avcıları da var, biliyorum. Onları çok iyi anlıyorum; çünkü gözlük ve vintage, iki vazgeçilmez tutkum. Peki ya bu ikisi tek bir çatı altında toplanırsa?



Fashion@EYE’ın Fransız Geçidi’ndeki pop-up mağazası, gözlüklerin harikalar diyarı. Gittik, gördük, çekim yaptık, bayıldık, aklımızı en az 3 gözlükte bıraktık, bahar alışverişi listemizin en tepesinde kendilerine yer ayırdık.


Türkiye’nin ilk gözlükçülerinden olan Mehmet San’ın oğlu Hakan San, babasının bugüne kadar sattığı gözlüklerin numunelerini saklamak suretiyle oluşturduğu muazzam koleksiyondaki eşsiz parçaları bu pop-up mağazada bizlerle buluşturuyor. Christian Dior, Yves Saint Laurent, Silhouette gibi pek çok markanın rüyalara girecek güzellikteki gözlüklerini burada bulmanız mümkün. Gözlüklerin en önemli özelliklerinden biri ise kullanılmamış olmaları. Evet yanlış duymadınız; hem vintage, hem de hiç kullanılmamışlar!


Garanti veriyorum: Kararsız kalacaksınız. Birbirinden güzel gözlük çeşitlerinin arasında “Hangisini alsam?” diye soğuk terler dökeceksiniz. Ama neyse ki Hakan San, nam-ı diğer Gözlük Gurusu orada. Gözlüklerle iç içe büyümenin kazandırdığı tecrübe ve hissiyat sayesinde size en uygun gözlüğü anında bulup çıkartıyor. Ayrıca yüz şekline göre gözlük tipi kurallarını yıllardır duymama rağmen asla uygulayamayan ve sadece beğendiği gözlüğü alan bendenizi haklı çıkarırcasına şöyle diyor: “Yüz şekline göre gözlük diye bir şey yok aslında. Sana yakışan gözlük, senin beğendiğin ve taktığında kendini rahat hissettiğin gözlüktür.”


Fiyatları 80-400 TL arasında değişen bu gözlükler Mayıs sonuna kadar Fransız Geçidi’nde. Sonrasında nerede olacak diye merak edenler, Fashion@EYE’ın blog’unu ve Twitter’ını takip edebilirler.

Bol güneşli ve bol gözlüklü günler!

Adres: Fashion@EYE Pop-Up Shop @Lab İstanbul Fransız Geçidi, Karaköy 

Model:Gözde Kınalı, Fotoğraflar: Gizem Dalyan

21 Mart 2012 Çarşamba

STYLE QUEEN: Ganimetler


Yeni ülkelerde bulunmanın, bambaşka şehirlerin sokaklarını arşınlamanın en güzel taraflarından biri de yepyeni markalar, tasarımcılar ve butikler keşfetmek. Bunun için ise çok basit ama etkili bir taktiğim var; ana caddelerden çıkıp ara sokaklarda dolanmak. Hatta mümkünse şehirde kaybolmak. Paris'e her gidişimde Champs-Élysées'ye şöyle bir uğrarım. Bütün o ihtişamlı Parizyen'leri izler; Chanel'in, Louis Vuitton'un görkemli vitrinlerine dalarım. Ama benim asıl uğrak yerlerim başka. Étienne Marcel'deki vintage butikler, St. Paul civarındaki küçük consept mağazalar ve ikinci el dükkanlar... Berlin'deki Kurfürstendamm'da da şöyle bir aşağı bir yukarı yürümek çok keyifli misal. Ama Berlin'de yaşasam orada mı takılırım? Hayır. Arkadaşlarımla Mitti'de buluşurum, Kreuzberg'e eğlenmeye giderim,  Prenzlauer Berg'deki küçük galerileri gezerim. Ve Berlin'de adım başı karşılaşılan vintage ve ikinci el butiklerden alışverişimi yaparım.

Benim gardırobumu karıştırmak, anneannenin sandıklarını karıştırmak gibi biraz aslında. Dünyanın çeşitli yerlerinden topladığım vintage ve ikinci el parçalar dolabımın demirbaşları. Bu yukarıda görmüş olduklarınız ise bu koleksiyona yeni katılanlardan. Sağdaki Berlin'den, soldaki ise Paris'ten. Berlin'dekini Kreuzberg'de kaybolduğum bir günde keşfettim. Paris'teki ise daha önceki St. Paul keşiflerimden, beni asla hayal kırıklığına uğratmayan Free ‘P’ Star'dan.

En önemlisi de bana o günleri hatırlatıyorlar. Giyilebilen anılar. En sevdiklerim.

5 Aralık 2011 Pazartesi

2012 Yılbaşı Hediye Rehberi

Şurada yapmış olduğum ağırlıkta küçük, pahada çoook büyük olan; “Noel Baba sana söylüyorum ama başkaları da üzerine alınabilir” konseptli; bir miktar da gerçeklikten uzak olan yeni yıl listemin ardından bu defa ayakları yere basan, daha ekonomik bir hediye seçkisi ile karşınızdayım. Hem de bu sefer yalnızca kendimi değil, başkalarını da düşünerek. J Yeni yıl için hediye arayışlarına henüz önümüzde daha çokça vakit varken başlamak, bunu iki ayağı bir pabuca dolamadan halletmek en iyisi olduğundan şimdiden kolları sıvamakta fayda var. Öyleyse hemen başlayalım.


1. Kate Moss for Rimmel: Bu rujlardan fuşya renkli olanını kendime aldığımda dahi inanılmaz mutlu olmuştum, bir başkasının hediye ettiğini ise düşünemiyorum. Watsons’larda, üstelik çok uygun bir fiyata bulabilirsiniz. Üzerindeki kırmızı kalp ile Kate imzası, yeni yıl ruhuna da çok uygun.

2. Coco Crafts Cüzdanlar: Coco Crafts’ı nasıl sevdiğimi daha önce yazmış olduğum şu yazıyı okuyanlar zaten biliyorlardır. O yüzden uzun uzun anlatmak yerine sizi doğruca Pasaj.com’daki sayfasına alalım. Favorim Retro Comic serisi!


3. Kate Moss Boyama Kitabı + Kate Moss Kağıt Bebek Kitabı: Evet, yine Kate Moss biliyorum. Kate Moss’un en sevdiğim model olması bir yana, bu iki kitap gerçekten de çok eğlenceli. Kim çocukluğunun Şebnem’lerini yad etmek, Kate Moss’un saçlarını hayal ettiği renge boyamak, daha da önemlisi Kate Moss’u giyirmek istemez ki! Bu ikisini Shopbop üzerinden temin edebilirsiniz.


4. The Body Shop Hediye Setleri: The Body Shop, yeni yıl için özel hazırladığı hediye setleriyle geniş bir hediye alternatifi sunuyor. Tek bir sorun var; hangisini alacağız? Çünkü hepsi çok güzel!


5. Bonny Food: Bonny Food’un yeni yıl arajmanları çok şirin. Ağzının tadını bilen moda severler için harika bir seçim olabilir.

6. Misk Nail Spa’dan Manikür&Pedikür Hediyesi: Misk’i daha önce denemedim, ama o kadar çok adını duyuyorum ki, ve bu duyumlarım o kadar iyi yönde ki bu nedenle iyi bir hediye alternatifi olabileceğini düşündüm. Bir arkadaşınıza ya da annenize Misk’ten bir manikür&pedükür keyfi hediye edebilirsiniz. Ya da daha güzeli onu kolunuza takıp, beraber gidip, harika vakitler geçirebilirsiniz. Detaylı bilgi için; http://www.misknailspa.com/


7. Chanel –Rüya Gibi Bir Hayat- + Style Yourself: Kitaptan daha güzel bir hediye bilmiyorum. Bu bahsi geçen iki kitap da moda ile ilgilenen herkesi eminim ki çok mutlu edecektir. Bunlardan ilki Coco Chanel’in gerçekten rüya gibi olan hayatını anlatıyor. Bugüne kadar Mademoiselle Chanel’in hayatına dair onlarca şey okuyup izlediniz muhtemelen ama öyle bir hayat yaşamış ki, her okuyuşunuzda size yeniden ilham verebiliyor. İkinci kitabı, yani Style Yourself’i özellikle benim gibi blogger’lar çok sevecektir. Çünkü Tavi Gavinson’dan Sea of Shoes’un Jane Aldridge’ine kadar pek çok blogger bir araya gelerek stil tavsiyelerinde bulunmuşlar. Şahsen ben kendime bu kitaptan bir tane hediye etmeyi düşünüyorum.

8. All So Cute Örgü Bebekler: All So Cute adı altında Seren’in el emeği göz nuru yaptığı örgü bebekler gerçekten de adlarına yakışır bir şekilde çok şirin. Tavşandan ağaca, limon dilimi şeklindeki bardak altlığından  kalbe kadar pek çok harika şey yapıyor ama ben en ama en çok denizkızlarına vuruldum! Merak edenleri hemen Etsy sayfasına alalım.


9. Blow-Up + The September Issue Dvd’leri: Modaya dair filmlerle ilgili konuşulduğunda ya da bu tarz listelere bakıldığında Blow-Up muhakkak en üst sıralarda yer alır. Oldukça başarılı, kült haline gelmiş bir filmdir. The September Issue ile ise Vogue’un Eylül sayısının (ki tüm dergilerin en önemli sayısıdır)  nasıl hazırlandığına dair fikir sahibi olabilirsiniz. Hem böylelikle belki yılbaşı gecesi bu filmleri izleme bahanesiyle Victoria’s Secret Show’u izlemekten de kendinizi kurtarırsınız. J

10. Candy Bags: Bu çantalar da daha önce blog’da yer almıştı. Hatta çantalarıyla birlikte Banu Özer Eren, blog’un Hikayen Ne? bölümüne konuk olmuştu. Hikayen Ne? bölümü işte bu çantalarla başladı ve bu nedenle nazarımda çok özel. Banu’nun ve çantalarının hikayesini dinlemek isteyenler buraya, bu çantaların harika bir hediye olabileceğini düşünenler de buraya gidebilirler.

Benden bunlar çıktı, sizde ne var?

Fotolar: Make Up For Life, Turkuvaz Kitap, AllSoCute, Candy Bags, Amazon

23 Kasım 2011 Çarşamba

Zamansız ve İşlevsel Bir Gardırop İnşa Etmek

Pukka Living ekibi olarak çıkardığımız Müstesna İstanbul adlı kitabımız için geçtiğimiz sene yazı hazırlarken Beşiktaş’taki Örücü Burhan’ı ziyaret etmiştim. Kendisiyle görüşürken zaten gizliden gizliye bildiğim acı bir gerçek yüzüme tokat gibi çarpmıştı; insanlar artık kıyafetlerini onarmıyorlardı. Fast fashion her yerimizi işgal etmişti, bir kıyafeti onarmak yerine gidip yenisini almak insanlara hem daha kolay hem de daha hesaplı geliyordu. Zaten adı üstündeydi, hızlı moda! Hiçbir kıyafet onu onarmamıza değecek kadar değerli olamıyordu nazarımızda ve o kadar uzun bir süre hayatımızda kalamıyordu. İki, bilemedin üç ay sonra ondan sıkılıyor ve artık giymek istemiyorduk. Bunda modanın da etkisi büyük, çünkü bütün bunlar olurken o sizin önünüze almanız gereken bir dolu yeni şeyi çoktan koymuş oluyor bile.


Peki siz hangisisiniz? Modanın sizin önünüze koyduğu her güzel ve yeni şeyi hemen alan ve tek kullanımlık parçalara sahip olan mı yoksa modayı ve trend’leri var olan stilinizi beslemek için bir kaynak olarak gören, zamansız ve işlevsel bir gardırop inşa etmeye çalışan mı? Cevabınız ikincisiyse harika, ama ilkiyse muhtemelen şöyle bir durum içerisindesiniz: Dolabınız tepeleme kıyafet dolu, yatağınızın üstünde dahi küçük bir tepe var ama yine de her sabah giyecek hiçbir şeyim yok diye yakınıyorsunuz. Daha iki ay önce aldığınız bir elbiseyi bugün, hem de daha hiç giymeden, dünyanın en kötü elbisesi olarak nitelendiriyorsunuz. Dolabınız alıp alıp giymediğiniz, hatta varlıklarını bile unuttuğunuz parçalarla dolu. Muhtemelen Versace for H&M hiç tarzınız olmamasına rağmen, ondan da birkaç parça edinmeyi ihmal etmediniz. J Yani kısacası bunca varlığın içinde resmen yokluk çekiyorsunuz.


Bir de bu ikisinin arasında kalanlar var, benim gibi. Yani vücut tipini, stilini, neyi giyip neyi giyemeyeceğini çok iyi bilmesine rağmen, çok zayıf bir anında karşılaştığı bir kıyafet karşısında yenilgiye uğrayarak sırf rengine, modeline ya da üzerindeki desene vuruldu diye eve belki de asla giymeyeceği bir parçayla dönenler. Bir de bu parçalar öyle parçalar oluyor ki; ne elden çıkarmaya kıyabiliyorsunuz, ne de giyebiliyorsunuz. Onca paraya kıyıp aldığınız ciciler, dolabınızdan size hüzünlü hüzünlü bakarken siz de onlara gereken ilgiyi gösteremediğiniz için hayıflanıyorsunuz. Evet, benim de geçmişimde ne yazık ki böyle acı deneyimlerim oldu ve bunları bir daha yaşamamak, en azından minimuma indirmek için 3 temel kuralı yürürlüğe koydum ve bu kuralları sizinle de paylaşayım dedim. Kim bilir, belki işinize yarar. J


Kural 1: Güzel Olan Her Şey Senin Olmak Zorunda Değil!

Her sene yüzlerce güzel elbise, ayakkabı ve çantayla karşılaşıyoruz. Bütün bunların hepsine sahip olmanın imkansızlığı bir yana, aynı zamanda gereksiz de. Askıda çok güzel duran ama asla giyemeyeceğimiz kıyafetleri almak tamamen lüzumsuz bir harcama. Bu yüzden alışveriş yaparken gördüklerimizi muhakkak önce bir filtreden geçirmeliyiz. Ben bunu çeşitli soruları kendime sorarak gerçekleştiriyorum:
  • Bunu almayı gerçekten istiyor muyum?
  • Ürün fiyatı ile doğru orantılı mı?
  • Bunu nerede ve neyle giyebilirim? Daha da önemlisi giyebilir miyim?
  • Kendimi içinde rahat hissediyor muyum? (Bazı ayakkabıların bu soruyu görmezden gelmeme sebep olduğu doğrudur. J )
  • Uzun vadeli kullanabilir miyim? (İşte bu soru zamansız ve işlevsel bir dolap inşa etmenin kilit noktasını oluşturuyor.)

İşte bu sorulardan birine evet cevabını veriyorsanız, o ürünü alabilirsiniz. Ama ben genelde en az ikisine evet cevabı verdiğimde o ürünü almayı daha doğru, daha garantili buluyorum.


Kural 2: Vücudunu Tanı!

Bir başkasının üzerinde gördün, çok beğendin ve hemen almak istiyorsun. Hayır! Başkasının üzerinde güzel duran, senin üzerinde de güzel duracak diye bir şey yok; çünkü herkesin vücut tipi farklı. Moda aslında kusurlarımızı saklamak, güzel taraflarımızı ise ortaya çıkarmak için mükemmel bir silah. Bu silahı iyi kullanmak için ise önce vücut tipimizi tanımamız, sonra da ona göre alışveriş yapmamız gerekiyor.


Kural 3: Gardırobunu Sağlam Temeller Üzerine İnşa Et!

Gardırobumuzu tıpkı bir bina inşa eder gibi, sağlam bir temel üzerine inşa etmeliyiz. Bu sağlam temel ise bir dolabın olmazsa olmaz parçaları oluyor. Bu parçalar olmadı mı üzerine ne eklersek ekleyelim, o dolap yıkılır. Aynı zamanda bu parçalar zamansız oldukları için her daim kurtarıcımız olacaklardır. Dolabımızın bu olmazsa olmazları kişiden kişiye göre ufak farklılıklar gösterebilir belki ama bazıları var ki artık genelgeçer parçalar haline gelmiş durumda. Benim listem ise şöyle:
  • Deri ceket! 
  • Küçük siyah elbise!
  • Başta beyaz olmak üzere çeşit çeşit gömlekler. Kesinlikle kurtarıcı niteliğindeler.
  • Siyah topuklu ayakkabı!
  • Vücut şekline uygun bir denim pantolon!
  • Basic tişörtler, özellikle de siyah ve beyaz renginde.
  • Trençkot!
  • Yüksek bel etek ve pantolonlar. Bu benim tamamen kişisel zevkimle doğru orantılı bir madde. Onlarsız yapamıyorum diyebilirim.
  • Siyah kalem etek!
  • Şık bir clutch!

Siz de böyle bir liste yapmalı ve bu listedekileri temin etmeden üzerine yeni bir şeyler koymaya çalışmamalısınız.


Bu upuzun yazıyı buraya kadar okuyabildiyseniz şayet, bir de şunu ilave etmek isterim: Kıyafetlerinizden hemen vazgeçmeyin, onlara başka şanslar vererek başka şekillerde de kullanmaya çalışın. Kalplerini kırmayın. J

Fotolar: Daily Mail, Beauty Dart, Partique

24 Ağustos 2011 Çarşamba

KAŞİF QUEEN: Coralie de Seynes/ Seçememece Bunlar Seçememece!


Zaten kararsız olan bir terazi burcuna yapılabilecek en kötü şey, onu cezbedici seçeneklerin fazlaca olduğu bir yere sokmaktır. Yani bir terazi burcuna “Bir çift Christian Louboutin mi yoksa Nicholas Kirkwood mu?” diye soramazsınız, sormamalısınız. “Proenza Schouler satchel’ları mı yoksa Mulberry’ninkiler mi?” diyemezsiniz, dememelisiniz. O terazi ne yapacağını şaşırır, ağlamaklı olur, error verir. Terazi burçlarına bunu yapmamalısınız.

Bir terazi olarak ben, Fransız takı tasarımcısı Coralie de Seynes’in takılarını keşfettiğimde de işte aynen böyle oldum. Kolyeler, saç bantları ve bilezikler arasında gidip gelmekten bitap düştüm, yoruldum.



Esmod Paris’ten mezun Coralie, mezun olur olmaz Hermès’de çalışmaya başlamış ama aklında hep kendi takı markasını oluşturmak varmış. Bunu da 2009 yılında gerçekleştirmiş ve böylelikle kendi adını taşıyan markası ve ilk koleksiyonu görücüye çıkmış. O zamandan bu zamana toplam 6 koleksiyon çıkaran Coralie, kendi sitesinden online satış da yapıyor. Sitesini kurcaladığınızda ilk etapta yalnızca Fransa içine gönderim yapıyor gibi gözüküyor ama bizzat kendisine sordum; dünyanın her yerine gönderim yapıyormuş.



Aşağıda da kendisiyle yapılan bir röportajın videosu var. Fransızca bilenler Coralie’nin hikayesini kendi ağzından dinleyebilir, bilmeyenler de bu harika dile bir kez daha hayran olabilirler:



En kötü karar kararsızlıktan iyidir, derler. İşte bunu diyenleri bu takılardan seçmeye çalışırken de görmek isteriz.

11 Ağustos 2011 Perşembe

KAŞİF QUEEN: Biri Geri Dönüşüm Mü Dedi?

Sizleri birkaç dakikalığına hiçbir şeyin olduğu gibi görünmediği bir dünyaya davet ediyorum, Öge Yurdakul Güven’in dünyasına. Öge’nin Hep Design adını verdiği bu dünyada bulaşık eldivenleri küpe, araba süngerleri kolye, cd’ler çanta, kalemtıraşlar ise yüzük olarak karşımıza çıkıyor. Yine aynı dünyada Öge eline geçen her malzemeyi kullanarak onlardan yepyeni bir şeyler yaratılabileceğini bizlere gösteriyor.
 

Öge aslında bir içmimar ama 1984 yılından beri -ki bu benim dünya üzerindeki varlığımdan bile fazla bir süreye tekabül ediyor- takı tasarımıyla ilgileniyor. O da ilk başlarda takılarını boncuk kullanarak tasarlıyor ama bir süre sonra bu ona yeterli gelmiyor. Kendi yaptığı cam boncuklar da Öge’yi tatmin etmeyince çok daha farklı objeler kullanarak takı tasarlamaya karar veriyor ve bu karar Hep Design’ın doğmasına vesile oluyor.


Aklınıza gelebilecek ve hatta gelemeyecek her şey Öge’nin kullandığı malzemeler arasında. Balonlar, pet şişeler, sütyenler, bulaşık eldivenleri, kaset, plak, pinpon topu ve daha niceleri. Üstelik Öge bu tasarımlarını, mesleğinin de vermiş olduğu bir alışkanlıkla, önce çiziyor, daha sonra tasarlamaya başlıyor. Yani elde olan malzemeleri birleştirip onlardan bir şeyler ortaya çıkarmak yerine, kağıt üzerindekini gerçeğe dönüştürmeye çalışıyor.


Öge’nin bu oldukça ilginç tasarımları ise şimdilik 3 yerden elde edilebiliyor; Beste Gürel’in Galata’daki butiğinden, Thanx Co’dan ve Hep Design’ın Etsy sayfasından.

O değil de, bu tasarımları gördükten sonra bulaşık süngeri sizin de gözünüze farklı gözükmedi mi ya da ayakkabı çekeceği? Dur ben bir gidip deneyeyim, bakalım nasıl duracak üzerimde.

Lizard'ın Notu: Hep Design ile ilgili küçük bir sürpriz de pek yakında bu blog'da, aklınızda bulunsun.

5 Ağustos 2011 Cuma

KAŞİF QUEEN: En Tatlı Erik Cinsi: Plüm


Plüm; Almanca-Türkçe sözlüğüne göre erik, benim sözlüğüme göre ise eğlenceli mi eğlenceli ahşap kolye ve broşlar demek. Bu aksesuarların Plüm adını almış olması sizi yanıltmasın; bu ad yaratıcılarının eriğe olan düşkünlüğünden gelmiyor. Arkasında çok daha derin ve özel bir hikaye var. Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü'nden mezun Gökçeçiçek Sezer ile Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi İç Mimarlık Bölümü'nden mezun Kübra Erik, bir gün Kübra’nın kuzeni ve Gökçeçiçek’in yakın arkadaşı Ayşenaz Aşkın sayesinde Erik Apartmanı’nda tanışırlar. O günden sonra bu Erik Apartmanı (kendileri Erik Palas demeyi tercih ediyorlar) Gökçeçiçek ile Kübra’nın hayallerinin, planlarının, pazar kahvaltılarının, mantı günlerinin ve en önemlisi de Plüm ürünlerinin üssü olur. Arkadaşları Müjde Polatkan’ın tasarladığı ahşap kolye ve broşlar o kadar ilgilerini çeker ki, sonunda kendileri de bunu öğrenmeye karar verirler. Böylelikle adını bütün bu güzelliklerin başlangıç noktası olan Erik Apartmanı’ndan alan Plüm ortaya çıkar. 



Gökçeçiçek ve Kübra zaman zaman farklı materyaller kullansalar da ağırlıklı olarak ahşap ile çalışıyorlar. Bu ahşabın üzerine de ya kendi akıllarındaki illüstrasyonları ya da özel sipariş ile başkalarının isteklerini aktarıyorlar. Davet, tanıtım, doğum günü gibi özel günlerde bu Plüm’lerle küçük sürprizler yapmak isteyenler için toplu üretim de gerçekleştiriyorlar. Üstelik yurt dışına gönderimleri de mevcut.


Gelelim en önemli kısma, yani bu erikleri nerede bulabileceğimize. Büyük Beşiktaş Çarşısı'ndaki Durak Dükkan ya da Etsy’deki sayfalarından Plüm ürünlerine ulaşabilir, Facebook sayfaları üzerinden de kendileriyle iletişime geçip, kendi Plüm’ümüzü kendimiz yaratabiliriz.

Oradan bi’ kilo erik alabilir miyim rica etsem.

29 Temmuz 2011 Cuma

TREND QUEEN: Satchel Çantalar


Hem çok kullanışlı, hem de gereğinden fazla şık oluşu (ki bu iki özellik kolay kolay yan yana gelmez) sebebiyle satchel çantalar, çok uzun zaman önce kalbimi fethetmişlerdi zaten. Ama Cindrella Under the Umbrella, muhteşem yeşil satchel çantasıyla Stil Günlüğü’ne konuk olunca bu çantalarla ilgili bir yazı yazmak da farz oldu. Ne zamandır aklımda olan bir yazı, Cinderalla Under the Umbrella’nın tetiklemesiyle işte karşınızda.

Satchel çantaları biz daha çok içine kitaplarımızı koyduğumuz okul çantaları olarak tanıdık. Ama aslında kendileri 19. yüzyılda J. G. Beard tarafından tasarlanan ve tasarımcının William Ewart Gladstone’a olan hayranlığından ötürü Gladstone adını verdiği el bavullarının küçüğü oluyor. Biraz daha geriye gidecek olursak da Romalı lejyonerlerin kullandıkları ve loculus adını verdikleri bir çanta olarak karşımıza çıkıyor. Loculus Latincede küçük yer anlamına gelmekteymiş.


Satchel çantaların bir aksesuar olarak popüler olmaya başlaması ve moda sahnesine çıkması 17. yüzyılda gerçekleşiyor ve o zamandan beri de asla ortadan kaybolmayarak varlığını bir şekilde sürdürmeyi başarıyor. 20. yüzyıla ise hepimizin bildiği haliyle, yani okul çantası olarak damgasını vuruyor.


Bu çantaların asıl amacı eşyalarımızı taşımak ve her şeyi tek bir yerde toplamak olsa da zaman içinde mutasyona uğruyorlar ve çok çeşitli boyutlarda üretilmeye başlanıyorlar. İnce bir kitap büyüklüğünde olanlar bile piyasaya çıkıyor. Ama özellikle büyük satchel çantalar, benim kendi uydurduğum bir terim olan kaplumbağa kadınlar için birebir. Kaplumbağa kadınlar; makyaj çantası, güneş gözlüğü, parfümü, kitabı, cüzdan ve telefonu, nemlendirici kremi, ajandası, ıslak mendili ve pek tabii ki anahtarları yanında olsun isterler. Bunlar en temel ihtiyaçlarıdır ve bir nevi çantaları evlerinin minyatür halidir. Yani evlerini de yanlarında taşımak isterler. Yukarıda saydıklarımın hiçbiri küçük çantalara sığmayacağından, elde spor çantası gibi kaba bir çanta da taşımak istemiyorlarsa, büyük satchel çantalar bu kaplumbağa kadınlara ilaç gibi gelebilir.


Alexa Chung

Satchel denince Alexa Chung ilk akla gelen isimlerden biri. Mulberry’nin kendisinin tarzından esinlenerek tasarladığı ve Alexa adını verdiği bir satchel çanta bile mevcut.

Indiana Jones

Satchel çantasını asla üzerinden çıkarmayan Indiana Jones'u da unutmamak gerek.

Peki bu güzelim çantaları nerelerde bulabiliriz? İşte birkaç öneri:

Proenza Schouler

Proenza Schouler:

Derseniz ki "Para sorun değil. Bir çantaya 1000-2000 veririm, nedir ki yani", o zaman Proenza Schouler tam size göre. Ben özellikle yeşil olanını çok seviyorum. (www.net-a-porter.com)

Asos

Asos:

Asos, satchel çantalar konusunda oldukça zengin bir site. Çok uygun fiyatlara çantalar bulunabiliyor. Üstelik kargo parası da ödemiyorsunuz. (www.asos.com)

Cambridge Satchel

Cambridge Satchel:

Kesinlikle en sevdiğim satchel çantalar bunlar. Kırmızıdan yeşiline, sarısından moruna, kahverengisinden pembesine hepsinden birer tane istiyorum. Fiyatları çantanın boyutuna ve rengine göre £74-£117 arasında değişiyor. (http://www.cambridgesatchel.co.uk)

26 Temmuz 2011 Salı

BEAUTY QUEEN: Sıradaki Şarkı Tırnaklarımız İçin Geliyor


Benim gibi kırmızı ve pembenin tonlarından başka çok ender diğer renklerde oje sürebilen birisini bile cezbedecek, kanına girecek, aklını çelecek bir oje markası Butter London. Harika bir renk skalasına sahip olmasının yanı sıra ‘3 Free’ dediği çok daha mühim bir özelliği var. Yani normalde pek çok kozmetik ürününde bulunan ve oldukça zararlı olan şu üç kanserojen madde ojelerinde bulunmuyor: Formaldehit, toluene ve dibutyl phthalate.


Renklerine ayrı, şişe tasarımına ayrı vurulduğum bu İngiliz markasının ojelere verdiği isimler de oldukça yaratıcı ve eğlenceli. Genellikle ojelere İngiltere ile alakalı isimler veriyorlar; adını İngiliz model Kate Moss’tan alan La Moss ve İngiliz şair ve oyun yazarı William Shakespeare’in bir oyunundan alan Macbeth gibi. Kate Middleton ile Prens Williams’ın 8 senenin sonunda gerçekleşen nişanını kutlamak için ‘No More Waity, Katie’ adlı bir oje bile çıkarmışlar.


Şişeleriyle komodininizin üzerinde süs, çeşit çeşit renk seçenekleriyle de ellerinizi süsleyen bir aksesuar olarak kullanabileceğiniz bu ojeleri şuradan ya da şuradan sipariş edebilirsiniz. (Gerçi internetten alışverişe getirilen son kısıtlamalar nedeniyle bu pek mümkün olmayabilir. Yine yurt dışına giden arkadaşlara musallat olunacak demek ki.) Ben de bu sırada diğer renklerle barış yapmak adına mavi renk oje sürmeyi deneyeceğim. Şeytanın bacağını kırmaya gittim, döneceğim.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...