modeller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
modeller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Kasım 2011 Salı

Bir Moda İkonu: Carmen Dell'Orefice

Bir kadın düşünün ki hem Vogue’a kapak olan en genç modellerden biri olarak anılsın, hem de çalışan en yaşlı model unvanına sahip olsun. Modelliğin Cahit Sıtkı Tarancı’nın ünlü şiirindeki yaşa gelindiğinde bırakılması gerektiğine inanlara inat, 66 yıllık modellik kariyeriyle hala dimdik ayakta dursun. İşte o kadın, yani Carmen Dell’Orefice,  London College of Fashion tarafından 16.11.2011-14.01.2012 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan, kariyerini ve hayatını anlatan fotoğraflarla dolu Carmen: A Life in Fashion adlı bir sergiyle onurlandırılıyor. Bu sene 80. doğum gününü kutlamış olmasına rağmen güzelliğinden ve eşsiz karizmasından hiçbir şey kaybetmemiş, aksine yıllar geçtikçe güzelleşmiş olan bu kadını bir de biz bu sayfalarda onurlandıralım ve hala devam ettirdiği modellik kariyeri karşısında şapkamızı çıkartalım.


Modelliğe Başlayış

3 Haziran 1931 yılında dünyaya gelen Carmen Dell’Orefice, ilginç ve farklı güzelliğini İtalyan ve Macar genlerinin birbirine karışmasına borçlu. Carmen henüz 13 yaşındayken, New York’ta, bale sınıfına gitmek için bindiği otobüste kocası Harper’s Bazaar fotoğrafçısı olan bir kadın tarafından keşfediliyor. Böylelikle bir deneme çekimi ayarlanıyor ve çekimin sonucunda bu fotoğrafçı kendisine resmen “İyi kızsın, hoş kızsın ama maalesef ki fotojenik değilsin” diyor. Einstein’a da hocaları salak dememişler miydi zaten? İşte bu noktada Carmen’in Vogue editörü Carol Phillips’in yakın arkadaşı olan vaftiz babası devreye giriyor, yakın arkadaşıyla bağlantıya geçerek Carmen’e bir çekim daha ayarlıyor ve daha iki hafta önce fotojenik bulunmayan Carmen, iki hafta sonra kendisini Host P. Horst’un objektifi karşısında buluveriyor.

Bu sayede Carmen, Vogue ile bir kontrat imzalama şansını elde ediyor ve hala daha adını duyduğumuzda heyecanlanmamıza sebep olan bir ismin, Diana Vreeland’in karşısına çıkıyor. Diana, Carmen’i iyice bir süzdükten sonra kendisine şöyle diyor: "Boynunu biraz daha uzat, ben de seni Paris’e yollayayım." İşte altın kız Carmen Dell’Orefice için her şey böyle başlıyor.


Aile Hayatı

Böyle anlatınca Carmen’in hayatı kulağa peri masalı gibi gelebilir. Ama işin aslı öyle değil, onun ki daha çok bir Külkedisi hikayesi. Babası Carmen daha çok küçükken evi terk ediyor. Aşırı hırslı annesi ise ne yaptıklarını ne de fiziğini yeterli buluyor. Carmen’in tek istediği annesi tarafından sevilmekken, annesi onu sürekli en iyisi, en başarılısı olması için zorluyor. Üstelik maddi durumları da o kadar kötü ki, evlerinde telefon olmadığı için Vogue, evlerine birilerini yollamak suretiyle Carmen’i modellik işlerinden haberdar ediyor. Modellik Carmen için aslında bir kurtuluş oluyor, modellik yaparak kazandığı paralar sayesinde hem kendisini hem de ailesini geçindiriyor.


Modellikte 66 yıl

1940’lar modelliğe bakışın farklı olduğu, modellik yaşının pek de tartışılmadığı yıllar olsa gerek. Çünkü henüz 13’ündeyken Carmen, şimdi olsa günlerce konuşulup kınanacak bir şey yapıyor; Salvador Dali’ye üstsüz bir şekilde poz veriyor. 15’ine geldiğinde ise ilk Vogue kapağı çekimini dönemin önemli fotoğrafçısı Erwin Blumenfeld ile gerçekleştiriyor ve onun en sevdiği modellerden biri haline geliyor.

Carmen kariyeri boyunca Vogue kapağını 6 kez süslüyor, 14 kozmetik reklam kampanyasında yer alıyor ve Norman Parkinson, Richard Avedon, Irving Penn, Cecil Beaton gibi dönemin en başarılı fotoğrafçıları tarafından fotoğraflanıyor. 2000’de John Galliano, 2004’te Hermes, 2011’de ise Alberta Ferreti için podyuma çıkıyor ve modelliğe başladığı ilk günden bugüne kadar ara vermeden devam ediyor; tam 66 yıl.


Güzelliğinin ve Yaşlanmıyor Oluşunun Sırrı

Kestane renkli saçları yıllar içinde beyaz rengini aldı, biraz daha olgunlaştı, her geçen gün daha iyi bir model oldu ama Carmen Dell’Orefice asla yaşlanmadı, en azından bizim yaşlılığı tanımladığımız şekilde. Peki 80 yaşında olmasına rağmen nasıl hala bu kadar güzel ve zarif? Kendisiyle yapılan bir röportajda bu soruya ”Eğer birkaç kilo almışsam hemen yemeği keser ve sıvı diyetine girerim, çünkü hayatta denge ve disiplin çok önemli” diye yanıt veriyor ve ekliyor, “Hiçbir zaman güneşe çıkmadım, içki ve sigara içmedim. Bunların dışında bir sırrım yok.”

Peki biz de sigara içmesek, güneşe çıkmasak ve alkol kullanmasak bir Carmen Dell’Orefice olabilir miyiz? Hiç sanmıyorum.

Fotolar: Huffington Post, The Last Goddess, The Lingerie Addict, The Very Smong

16 Kasım 2011 Çarşamba

Annelerinin Kızları

Kendi dönemlerinde çığır açmış ve hala da açmaya devam eden kadınların onlardan devraldıkları bayrakları başarıyla taşıyan kızları, annelerinin gölgelerinde kalmak şöyle dursun, bizlere boynuzun kulağı nasıl geçtiğini gösteriyorlar. Mükemmel genlere sahip olmalarını doğru şekilde kullandıklarında kimse onları durduramıyor. İşte über-anneler ve onların moda dünyasını sallayan kızları.

Jerry Hall-Georgia May Jagger/Lisa Bonet-Zoe Kravitz

Jerry Hall-Georgia May Jagger: Jerry Hall, döneminin en çok fotoğraflanan modellerinden biri, aynı zamanda Tim Burton’ın Batman’inde de rol almış bir oyuncu. Hem Bryan Ferry’i hem de Mick Jagger’ı kendisine aşık ettiğini ve Mick Jagger’ın Bianca Jagger gibi bir kadından ayrılmasına neden olduğunu düşünecek olursak, kendisindeki cazibeyi ve çekiciliği tahmin etmek hiç zor değil. The Rolling Stones’un “Miss You”su ve Bryan Ferry’nin “Kiss and Tell”i kendisine yapılmış şarkılar. İşte Georgia May Jagger, böyle bir kadının bir rock’n roll efsanesinden, yani Mick Jagger’dan olan dört çocuğundan biri. Böyle bir anne ve babanın karışımı olan Georgia May, 1992 doğumlu ve annesinin izinden giderek model olmayı tercih etti. Ayrık dişleri, alternatif güzelliği ve anne-babasından aldığı süperstar’lık genleriyle de kısa zamanda moda dünyasının göz bebeği haline geldi. Vogue, Dazed & Confused, i-D gibi pek çok dergiyi süsledi. Chanel, Versace, Rimmel gibi önemli markalarla çalıştı. Üstelik The British Fashion Awards 2009’da yılın modeli seçildi.

Lisa Bonet-Zoe Kravitz: Lisa Bonet; The Cosby Show ile tanınmış, Angel Heart ile önemli bir başarıya imza atmış, farklı tarzı ve doğal güzelliği ile dikkatleri üzerine çekmeyi başarmış bir oyuncu. Her ne kadar ayrılmış olsalar da, gelmiş geçmiş en iyi çiftlere dair bir liste yapıldığında muhakkak bu listede yer alacak kadar birbirine yakışan Lisa Bonet ve Lenny Kravitz’in ortak ürünlerine verdikleri ad ise Zoe Kravitz. Annesinden aldığı güzelliği ve babasından aldığı “rock chic” tarzı sayesinde kısa zamanda stiliyle dikkat çekmeyi başardı. Hem oyuncu, hem model, hem de müzisyen olan Zoe; Vera Wang’in Princess parfümünün yüzü oldu, Alexander Wang’in reklam kampanyasında yer aldı ve Elle, Jelouse, Venus Zine gibi dergilerde karşımıza çıktı.

Jerry Hall-Elizabeth Jagger/Lisa Marie Presley-Riley Keough
 
Jerry Hall-Elizabeth Jagger: Jerry Hall ve Mick Jagger birlikteliğinin bir diğer sonucu; Elizabeth “Lizzy” Jagger. Lizzy de kardeşi Georgia gibi annesinin izinden giderek modellik üzerine yoğunlaştı ve bu konuda kendine hatırı sayılır bir yer edinmeyi başardı. 1984 doğumlu olan Lizzy; Vogue, Playboy, Nylon, Amica gibi dergilerin kapağında yer aldı. Thierry Mugler, Vivienne Westwood, DKNY, Miss Sixty ve Diane von Furstenberg gibi markalar için podyuma çıktı.

Lisa Marie Presley- Danielle Riley Keough: Fazla söze gerek yok. “Rock and Roll’un Prensesi” olarak anılan Lisa Marie Presley, Elvis Presley’nin kızı. Şarkıcı ve şarkı sözü yazarı Lisa Marie’nin kızı, Elvis Presley’nin torunu Danielle Riley Keough ise ne dedesinin ne de annesinin izinden gitmeyi tercih etti. Müzik yerine modellik ve oyunculukta karar kılan Riley, 1989 doğumlu. Vogue, L’Officiel, Russh, Dazed & Confused gibi dergilerde boy gösterdi. 2004’te David Yurman’ın reklam kampanyasında Kate Moss ve Amber Valetta ile birlikte yer aldı. Christian Dior Miss Cherie parfümünün yüzü oldu ve 2006’da Victoria’s Secret için podyumda yürüdü.

Jane Birkin-Lou Doillon/Carine Roitfeld-Julia Restoin-Roitfeld
 
Jane Birkin-Lou Doillon: Jane Birkin, gelmiş geçmiş en önemli stil ikonlarından biri. Günümüzde hala pek çok kişiye ve tasarımcıya ilham vermeye devam ediyor. Hermes’in kendisi için özel tasarladığı The Birkin Bag; en ikonik, en zamansız çantalardan biri. Lou Doillon da annesinden devraldığı güzellik ve stil bayrağını modellik ve oyunculuk üzerinde yoğunlaşarak taşıyor. Yapmış olduğu ilginç seçimler ve her giydiğini kendine yakıştırabilmesi nedeniyle kısa zamanda bir “it girl” haline geldi. Vanessa Bruno, Givenchy, H&M, Mango, Missoni gibi markalarla çalıştı. Madame Figaro, Zoo Magazine, Tatler, Playboy gibi pek çok derginin kapağında karşımıza çıktı. 2007 Pirelli Takvimi’nde yer aldı. Bütün bunların yanı sıra babası Jacques Doillon’un yönettiği Trop (Peu) d’Amour ve annesinin yönettiği Boxes gibi filmlerde oynadı.

Carine Roitfeld-Julia Restoin-Roitfeld: Carine Roitfeld 2001’den 2011’e kadar Fransız Vogue’un editörlüğünü yapmış, moda ile uzaktan yakından ilgilenen herkesin çok yakından tanıdığı bir isim. Moda dünyasına bir model olarak giren anne Roitfeld, şimdilerde de Carine Roitfeld: Irreverent adlı kitabıyla adından çokça söz ettiriyor. Moda ile bu kadar içli dışlı büyüyen biri olarak Julia da kendisine bu kulvarı seçti ve tıpkı annesi gibi hem kamera önünde hem de işin mutfağında çalışmak için kolları sıvadı. Tom Ford’un Black Orchid adlı parfümünün yüzü oldu, Roberto Cavalli for H&M’in reklam kampanyasında yer aldı. Ayrıca Zac Posen, Jean-Paul Gaultier, Peter Som gibi birçok ünlü markaya da danışmanlık yapıyor.

Yasmin Le Bon-Amber Le Bon/Isabella Rossellini-Elettra Rosellini Wiedemann

Yasmin Le Bon-Amber Le Bon: Zamanının süpermodeli, markaların ve podyumların vazgeçilmezi, Duran Duran’ın solisti Simon Le Bon’un güzel eşi Yasmin Le Bon’un kızı olan Amber Le Bon’un bu kadar güzel bir anneye ve bu kadar yakışıklı bir babaya sahip olması nedeniyle güzel olmaktan başka bir seçeneği yoktu. O da tıpkı annesi gibi bu güzelliğini modellik yaparak değerlendirmeye karar verdi. 1989 doğumlu Yasmin, şimdiye kadar River İsland’dan Asos’a, Moschino Cheap & Chic’den Pantene’e kadar birçok markanın reklam kampanyasında yer aldı. Mark Fast, Topshop Unique, Giles Deacon gibi markalar içinse podyumda yürüdü.

Isabella Rossellini-Elettra Rossellini Wiedemann: Isabella Rossellini, 14 yıl boyunca Lancome için modellik yaptı. Bruce Weber, Helmut Newton, Steven Meisel, Annie Leibovitz gibi dünyaca ünlü fotoğrafçılar tarafından fotoğraflandı. David Lynch’in harika filmi Blue Velvet ve Death Becomes Her gibi filmlerde oynadı. Ayrıca kendisi Ingrid Bergman’ın da kızı olur. Elettra’nın böyle bir soydan geldiğini göz önünde bulundurursak; Lancome, Salvatore Ferragamo, Tommy Hilfiger, Abercrombie & Fitch gibi markaların neden onunla çalışmak istediğini daha kolay anlayabiliriz.

Pearl Lowe-Daisy Lowe/Jane Birkin-Charlotte Gainsbourg

Pearl Lowe-Daisy Lowe: Şarkıcılıktan moda tasarımcılığına geçen Pearl Lowe ile Bush’un vakt-i zamanında gerek karizması, gerek sesiyle ortalığı kasıp kavurmuş solisti Gavin Rossdale’in 1989 yılında bir kızları oldu; Daisy Lowe. Uçuk kaçık hallerini ve çılgınlıklarını kesinlikle annesinden almış olan Daisy, 2006’da Kate Moss’un yerini alarak Agent Provocateur ile çalıştı. Urban Outfitters, French Connection, Marc by Marc Jacobs gibi markaların reklam kampanyalarında yer aldı. Swarovski ile işbirliği yaparak gezegenlerden ve yıldızlardan esinlenerek tasarladığı bir takı koleksiyonu çıkardı.

Jane Birkin-Charlotte Gainsbourg: Jane Birkin’in Serge Gainsbourg’dan olan bir diğer kızı Charlotte Gainsbourg, tıpkı annesi gibi şarkıcılığı ve oyunculuğu bir arada yürütüyor. Üvey kardeşi Lou Doillon ile en iyi giyinen kardeşler arasında gösteriliyorlar. Güzellik normlarına uymayan tipi, sahip olduğu Fransız asaleti ve çekiciliği sayesinde bugüne kadar sayısız derginin kapağını süsledi, Balanciaga için modellik yaptı.

Fotolar: Zimbio, Elle, I Want to Be a Roitfeld, Life, Birkin.typepad

11 Kasım 2011 Cuma

Yeni Bir Yüz: Kate Moss'un Kardeşi Charlotte "Lottie" Moss

Kate Moss’un evliliği 2011’in en çok konuşulan olaylarından biriydi. Nasıl konuşulmasın; moda dünyasının en önemli ismi, son süpermodel diye anılan biricik Kate Moss’umuz evleniyordu, gelinliği şu ana kadar gördüğümüz tüm gelinliklerin belki en güzeliydi ve düğün baştan sona Mario Testino gibi bir dahi tarafından fotoğraflanıyordu. Yani birçoğumuzun en uçuk evlilik hayali bile Kate Moss’unkinin yanına yaklaşamazdı.


Tüm bunların yanı sıra bu evliliğe dair çok konuşulan bir şey daha vardı; o da Kate Moss’un nedimelerinden biri olarak karşımıza çıkan Kate Moss’un üvey kardeşi Charlotte Moss ya da aile arasında ona seslendikleri ismiyle Lottie. Moda dünyası onu bu evlilik sayesinde tanıdı ve Kate Moss’un evlilik fotoğrafları internete düşer düşmez ondan “yeni keşif, geleceğin Kate Moss’u” diye bahsetmeye başladı.


Lottie'nin deneme çekimi

Bu durum Kate Moss’un da ajansı olan Storm Models’ın gözünden pek tabii ki de kaçmadı. Lottie’nin potansiyelini açığa çıkarmak ve kamera önünde nasıl durduğunu daha iyi anlayabilmek için geçtiğimiz ay ona bir deneme çekimi ayarladılar. Andrea Carter-Bowman tarafından fotoğraflanan ve çekimler sırasında oldukça eğlenen Lottie, bu ilk çekimini başarılı bir şekilde kotarmış gözüküyor. Eh, ne de olsa Moss soyadını taşıyor.

Henüz 13 yaşında olan Lottie’yi babası da destekliyor. Kızı için herhangi bir kariyer planı yapmanın çok erken olduğunu düşünse de, modelliğin kızı için harika bir başlangıç olabileceğini, insanın karşısına çıkan fırsatları değerlendirmesi gerektiğini, günümüzde iş bulmanın her geçen gün zorlaştığını, bu nedenle de erken yaşlarda bir şeylere başlamanın ileride hayatı kolaylaştırabileceğini söylüyor.


Lottie'nin deneme çekimi

Ama gelin görün ki moda dünyası çoktan Lottie’nin geleceğini tartışmaya başladı bile. “Cindy Crawford’un çene yapısına sahip” diyenler, “Ablası bir istisnaydı, ama Lottie’nin boyu uzun olursa harika bir model olabilir” diyenler, “Doğru kararlar verebilirse, ablasını bile gölgede bırakabilir” diyenler... Anlayacağınız henüz 13 yaşındaki kızımız yakın, hem de çok yakın bir zamanda oldukça popüler olacağa benziyor.

Lottie'nin deneme çekimi

Lottie’nin bundan sonraki adımı ise, sıkı durun, Mario Testino tarafından fotoğraflanmak olacak. Evet, yanlış duymadınız. Kate Moss’un biricik dostu ve favori fotoğrafçısı Mario Testino, Lottie’yi fotoğraflamak için çoktan sıraya girmiş bile. Yani damarlarında dolaşan Moss kanıyla Lottie, Kate Moss’un tahtının en büyük adaylarından biri olacak gibi. Buna kısaca “Moss Saltanatı” da diyebiliriz. Abladan kardeşe geçen bir süpermodellik tacı. E, Kate Moss’un tahtına da ancak bir başka Moss yakışırdı zaten.

Fotolar: The Gloss, Fashionista

3 Ekim 2011 Pazartesi

FASHION IN MOTION: Abbey Lee ve Grubu ve Pierre Balmain

Abbey Lee Kershaw, –Kate Moss’u her zaman olduğu gibi bütün listelerin dışında tutuyorum- Sasha Pivovarova ve Coco Rocha’nın yanına eklenerek en sevdiğim modeller combo’sunun üçüncü halkasını pekala oluşturabilir. Bu 3 modelin, model olmaları dışında, başka bir ortak özelliği daha var; üçü de sanatın bir dalıyla oldukça haşır neşir. Sasha, “Başka çocuklar bebeklerle oynarken ben kalemlerle oynuyordum” diyen ve geçtiğimiz senelerde gerçekleşen kişisel sergisi aracığıyla işlerini insanlara ulaştırabilmeyi başarmış bir ressam aynı zamanda. Coco’nun ise sağlam bir dans geçmişi ve hatta bu yeteneğini 2007 yılındaki bir Jean Paul Gaultier defilesinde podyumda sergilemişliği var. (İzleyenlerin vaov sesleri ve alkışlarla eşlik ettiği bu anı merak edenleri hemen buraya alalım.)

 
Our Mountain - Vogue Japonya Ekim 2011

Abbey Lee Kershaw ise tarzı, vücudundaki piercing ve dövmeleriyle her daim bir rock chic olduğunun sinyallerini çevresine yayıyordu zaten. Bu nedenle kendisinin aynı zamanda  psychedelic rock müzik yapan bir grubun üyesi olduğunu öğrendiğimde hiç şaşırmadım. Our Mountain; bütün grup üyelerinin, Abbey de dahil, Avustralyalı olduğu dört kişilik bir grup. 2010 yılında Melbourne’den New York’a gelip grubu burada yeniden şekillendirmeye çalışmaları sonucunda Abbey’i de gruba dahil etmişler ve grup şimdiki halini almış. Peki Abbey ne mi yapıyor? Ne yapmıyor ki. Hem klavyede, hem vokalde, hem de tamburinde. Tarzlarını ve yaptıkları müziği ise oldukça beğendiğimi söyleyebilirim. Yani birisi arasa ve “Bu akşam Babylon’da Our Mountain var, geliyor musun?” dese asla hayır demem. Bu da buradan yetkililere mesajım olsun.

Grubunuzda Abbey Lee Kershaw gibi podyumların ve markaların gözdesi bir model varsa ve buna ek olarak özgün müzik yapıyorsanız, dikkatleri üzerinize çekmemeniz neredeyse imkansız. Mesela Russh Magazine’in hemen dikkatini çeken grup, geçtiğimiz kış aşağıda görmüş olduğunuz harika çekimle derginin sayfalarına konuk olmuştu. Siz de Abbey Lee’de az da olsa bir Deborah Harry görmüyor musunuz?





Şimdilerdeyse Abbey Lee ve grubu Pierre Balmain’in 2012 İlkbahar/Yaz Koleksiyonu için çekilen 3 serilik bir videoda boy gösteriyor ve pek tabii ki videolarda kullanılan şarkı, yani Devil Banquet, Our Mountain’a ait. Grubun solisti Matthew Hutchinson (aynı zamanda Abbey’nin erkek arkadaşı) gelecek yaz bize nasıl bir Balmain erkeği ile karşılaşacağımızın ipuçlarını verirken, Abbey Lee de tam bir Balmain kadınını temsil ediyor. Balmain adı geçmese sanki bir müzik videosuymuş gibi keyifle izleyebileceğiniz bu videolar, bir yandan da beni -Abbey Lee’yi beğendiğim modeller listemin en başına oturtuşum konusunda- sonuna kadar haklı çıkartıyor.

Part 1:


Part 2:


Part 3:


Fotolar: Fashion Gone Rouge, Our Mountain

24 Eylül 2011 Cumartesi

Yeni Bir Yüz: Valerija Sestic


Valerija Sestic, geçtiğimiz haftalarda gerçekleşen New York Fashion Week’e kadar daha önce hiç podyuma çıkmamıştı. Yine geçtiğimiz haftalarda gerçekleşen New York Fashion Week’e kadar daha önce hiç New York’ta bulunmamıştı. Yani New York, Valerija için birçok ilkin gerçekleştiği, kariyerinin çok hızlı ve çalkantılı bir şekilde başladığı yer oldu. Daha önce hiç defile tecrübesi olmayan Hırvat asıllı İsviçreli model, New York Fashion Week kapsamında aralarında Marc by Marc Jacobs, Tory Burch, BCBG Max Azria, Prabal Gurung, DKNY, Carolina Herrera, Herve Ledger, Rodarte, Oscar de la Renta gibi önemli markaların da yer aldığı toplam 15 defilede boy gösterdi ve dikkatleri üzerine çekti.

Ports 1961/ DKNY/ 3.1 Phillip Lim

Harika ten rengi, duru güzelliği ve pürüzsüz cildi dikkatleri üzerine çekmesinde rol oynayan önemli etmenler; lakin yalnızca bu değil. Valerija Sestic’in yaşıyla ilgili olan tartışmalar onu moda dünyasının gündemine oturttu. Council of Fashion Designers of America’ya göre bir model podyuma çıkabilmek için 16, gece geç saatlere kadar çekimlerde çalıştırılabilmek için ise 18 yaşında olmalı. Valerija ve ajansı ise bütün cast saçimlerinde Valerija’nın 16 yaşında olduğunu söyleyerek işleri almışlar. Ama oysa Valerija henüz 15 yaşında.

Böylece moda dünyası her zaman olduğu gibi yeniden modelliğin yaşını ve bunun sağlıklı olup olmadığını sorgulamaya başladı. Ama onlar bunları tartışadursun, Valerjia çoktan New York’tan ayrılıp Milan Fashion Week’te podyuma çıkabilmek için Milano’ya geçmişti bile.

Marc by Marc Jacobs/ Oscar de la Renta/ Y-3

Modellik Valerija için henüz çok yeni bir şey; yalnızca birkaç ay önce, geçtiğimiz Nisan ayının sonunda ailesi ile birlikte Hırvatistan’da tatildeyken keşfedildi. Yani aslında her şey onun için inanılmaz bir hızda ilerliyor. Gidişata bakılırsa da bu ve önümüzdeki seneler onun yılı olacak gibi gözüküyor. Dergi sayfalarında, markaların reklam kampanyalarında bundan böyle kendisine çok sık rastlayacağız. Demedi demeyin.

2 Temmuz 2011 Cumartesi

Kate Moss Evlenince Biz de Evlenmiş Sayıldık.


Yıllardır fikrim hiç değişmedi. Bana kalırsa Kate Moss, gelmiş geçmiş en iyi modellerden biri. Modellik normlarını yerle bir eden; hayat tarzıyla, yaşadığı ilişkilerle kendinden sürekli söz ettiren; vintage parçaları mükemmel bir şekilde kombin edebilme yeteneği, özgün stiliyle bir moda ikonuna dönüşen bu kadın, bir model olmanın da ötesinde aslında bir rock yıldızı.

Ve bugün Kate Moss, uzun yıllar beraber olduğu The Kills grubunun gitaristi Jamie Hince ile nihayet evlendi. Tabii yine Kate Moss’vari bir biçimde, kendine özgü tarzıyla. Normalde böyle haberler bu blog’da fazla yer almasa da Kate Moss yukarıda sıraladığım nedenlerden ötürü benim için müstesna bir şahsiyet. Hatta öyle ki, ‘Kate Moss evlenince biz de evlenmiş sayıldık.’

Kendisi vintage görünümlü bir John Galliano gelinlik içinde yine bir Kate Moss; yalın, şık, asil, çekici ve kesinlikle abartısız. Neredeyse el sürülmemiş gibi duran doğal saçları ve makyaj yokmuş gibi gözüken yüzüyle Kate Moss, aşırıya kaçmadan da ne kadar zarif bir gelin olunabileceğini hepimize gösteriyor. Gelinliğinin etek kısmındaki altın işlemeler ve duvağı ise hayranlık uyandıracak cinsten.

Mutluluklar Kate Moss.


Fotolar: Vogue UK, Celebitchy, Popsugar, Fashionista

18 Eylül 2010 Cumartesi

Kate Moss'u Var Eden Fotoğrafçı: Corinne Day


Corinne Day, 27 Ağustos 2010’da uzun süredir mücadele ettiği kansere yenik düşerek hayata veda etti. Hiçbir zaman modayı fazla ciddiye almadığını söyleyen İngiliz fotoğrafçı; moda fotoğrafçılığına yeni bir bakış açısı getirerek onu gerçekliğe yakınlaştırmış, kullandığı modelleri kusurlarıyla, makyajsız ve doğal olarak fotoğraflamayı tercih etmiş, 90’lı yıllarda -belki Kurt Cobain’den de önce- “grunge” görünümünün bu kadar popüler olmasında önemli bir rol oynamıştı.

Fotoğraf çekimlerinde giydikleri kıyafetleri gerçek hayatta satın alamayan, bu çekimlerde mükemmel ve kusursuz gösterilen model arkadaşlarının doğal hallerindeki fotoğraflarını çekerek fotoğrafçılığa başlayan Corinne Day’in hiç şüphesiz ki moda dünyasına kazandırdığı en büyük eseri Kate Moss. Kate Moss’un diğer modellere benzemeyen kusurlu güzelliğinin ve “grunge” görünümünün yaratılmasında kendisinin payı oldukça büyük. Kate Moss’un kariyerindeki dönüm noktalarında hep Corinne Day’in adı geçiyor; ilk fotoğraf çekiminin ya da ilk Vogue kapağı çekiminin Corinne Day tarafından gerçekleştirilmesi gibi.

Gerçek hayatta da çok yakın arkadaş olan ikilinin birlikte gerçekleştirdiği ilk çalışma 1990 yılında The Face Magazine için yapılan "The 3rd Summer Of Love" adlı editöryal çekim. Bu çekim aynı zamanda Kate Moss’un yayınlanan ilk editöryal çekimi olma özelliği taşıyor. Henüz 15 yaşındaki Kate Moss çıplak, makyajsız ve tamamen doğal. Kate Moss’un Marilyn Monroe’yu hatırlatan sahipsiz, kayıp figürüne ve anoreksik görünümüne insanlardan gelen tepkiler etkili olmuş olacak ki; Kate Moss’un ajansı bir süre sonra Corinne Day ile çalışmasını istememiş. Ama yine de beraberlikleri böyle harika bir editöryali vakt-i zamanında bizlere bahşetmiş.

The Face Magazine Temmuz, 1990 "The 3rd Summer Of Love"
Fotoğrafçı: Corinne Day, Model: Kate Moss, Styling: Melanie Ward


Bu da Kate Moss'un ilk Vogue kapağı:
Vogue İngiltere, Mart 1993

17 Eylül 2010 Cuma

FASHION IN MOTION: 3 Boyutlu Kate Moss


AnOther Magazine bugün Twitter üzerinden geri sayım yapıyordu. Sonunda ağızlarındaki bakla gün ışığına çıktı: AnOther Magazine ve Swarovski işbirliği ile gerçekleşen, Baillie Walsh’ın yönetmenliğini yaptığı üç boyutlu Kate Moss videosu. Baillie Walsh ile Kate Moss’un daha başka neler yapabildiğini merak edenler, bir de Alexander McQueen’in 2006 yılındaki defilesinde kullanılan Kate Moss hologramını izleyebilirler.

Bu videoda Kali’den, yani Vikipedi’nin dediğine göre “Hinduizm’de uzun ve karmaşık bir geçmişe sahip olan tanrıça”dan esinlenilmiş. Tıpkı Kate Moss gibi. O da uzun ve karmaşık bir geçmişe sahip değil mi?

AnOther Magazine satın alanlar, içinden çıkan gözlük sayesinde Kate Moss’u üç boyutlu olarak görebilecekler. Ama Kate Moss da sizi görecek mi, ondan şüpheliyim.



Foto: Another Magazine

19 Haziran 2010 Cumartesi

Güzelsem Suçum Ne?

Modelliğin ömrünün diğer mesleklere göre daha kısa olmasından mı, çok küçük yaşta bu mesleğe başlayan modellerin büyüdükçe kendilerini keşfetmesinden mi, yoksa sadece “güzel bir yüz” olarak anılmayı yeterli bulmayıp, başka yeteneklerinin de olduğunu göstermek istemelerinden mi bilinmez; lakin modellerin başka işlere de el atması, özellikle son yıllarda oldukça karşımıza çıkan bir durum.

Lily Cole (The Imaginarium of Doctor Parnassus)

Bu durumun örneği o kadar çok ki saymakla bitmez. Özellikle oyunculuğu tercih ediyor ya da moda dünyasından uzaklaşmayarak bir de tasarımcılığa el atıyorlar. Modellikten oyunculuğa geçiş yapanlar arasında “ubermensch” Milla Jovovich, “The Black Baloon” filmiyle karşımıza çıkan Gemma Ward, “Slumdog Millionaire”deki rolüyle yıldızı parlayan Freida Pinto, “The Imaginarium of Doctor Parnassus” filminde Heath Ledger ile başrolleri paylaşan Lily Cole gibi isimler yer alıyor. Topshop ile anlaşan Kate Moss ve RVCA ile işbirliği yapan Erin Wasson da kendi koleksiyonlarıyla karşımıza çıkıyor. Bunun yanı sıra Karen Elson gibi şarkıcılığa, Heidi Klum gibi hem yapımcılığa hem de sunuculuğa, ya da eski bir model olan ve modelliğe bir türlü ısınamayan, sonrasında da yaşadıklarını paylaşmak için bir kitap yazan Amanda Kerlin gibi yazarlığa soyunan modeller de mevcut. En azından bir blog açıp, hayatlarını paylaşıp, bizlere başka yönlerini göstermeye çabalayanlar da var. Bunun en iyi örneklerinden biri de geçtiğimiz yıl intihar eden, benim çok beğendiğim, Daul Kim adlı Koreli bir modelin “I Like To Folk Myself” adlı blog’u idi.

Naag

Şimdilerdeyse Agyness Deyn, bir arkadaşı ile birlikte, Naag adlı bir e-dergi çıkarmaya başladı. Agyness Deyn’in kreatif direktörlüğünü üstlendiği ve “Beauty”, “Places”, “Culture”, “Fashion” olmak üzere 4 ana başlıktan oluşan dergi hakkında, henüz çok yeni olduğu için yorum yapmak biraz zor olsa da, arada bir göz atmakta fayda var: http://naag.com/

Hepsi olmasa da, içlerinde başarılı işlere imza atan ve “Bazen güzel bir kadın, sadece güzel bir kadın değildir. Pekala güzel olmasının yanı sıra başarılı da olabilir.” dedirtenler de yok değil.


Fotolar: Shadowplay, Naag

29 Mayıs 2010 Cumartesi

Yeni Bir Yüz: Ashley Smith


Moda kavramı büyük ölçüde tüketim üzerine kurulu. Her şey büyük bir hızla tüketiliyor, bu sezon moda diye aldığımız şeyler bir sezon sonra demode oluyor, 3 sene önce modası geçti diye attığınız ya da dağıttığınız parçalar bir bakmışsınız akın akın tekrar geri dönüyor. Sadece kıyafetler de değil, yüzler de eskiyor, sürekli yeni ve taze yüzlere ihtiyaç duyuluyor.

İşte bu yeni ve taze yüzlerden biri Ashley Smith. Belki adını ilk defa duyuyorsunuz ya da kendisine şimdiye kadar dikkat etmediniz. Ama daha şimdiden Terry Richardson'ın objektifinin karşısına geçmeyi başardı, Mert&Marcus'u da kendisine hayran bıraktı.

Henüz 19 yaşında Teksaslı bir model Ashley Smith. Sahip olduğu farklı fiziksel özellikler sayesinde " gelişmemiş çocuk" görünümlü diğer modellerden ayrılarak dikkatleri üzerine çekiyor. Ayrık ön dişleri, kıvrımlı vücut hatları, dolgun göğüsleri ve sağlıklı görünümü nedeniyle Lara Stone ile sürekli karşılaştırılıyor. Bu kıyaslamayı pek de kafasına takmayan model, henüz 14 yaşındayken Austin'deki bir müzik festivalinde keşfedilmiş. Küçükken ayrık dişlerinden rahatsız olduğunu ve düzelttirmek için gereken parayı asla bir araya getiremediğini, şimdilerdeyse bu dişler sayesinde para kazandığını söylüyor. Modelliğin yani sıra sanata da çok meraklı olduğunu ve resim yapmayı çok sevdiğini dile getiriyor.

Ashley Smith'in adını ileride daha çok duyacağız gibi. Hem aynı fabrikadan çıkmışçasına birbirinin aynısı olan modellerin yanında böyle farklı ve doğal tiplerin de olması hoş değil mi?

Fotolar: The Fashion Spot
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...