Vogue etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Vogue etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2012 Çarşamba

Bir Gün Herkes 15 Dakikalığına Marilyn Monroe Olacak


Daha önce Marilyn Monroe’nun bu sene her zamankinden çok karşımıza çıkacağını ve bu senenin tam anlamıyla bir Marilyn yılı olacağını söylemiş ve sizin de bu akıma katılmanızı sağlamak için Nasıl Marilyn Monroe Olurum? başlıklı yazımda uzun uzadıya Marilyn Monroe olabilmeniz için saçta, makyajda ve kıyafetlerde nelere dikkat etmeniz gerektiğini anlatmıştım değil mi? İşte beni doğrulayan bir Marilyn esintili çekim de Vogue China’dan geliyor. Bu sefer ise İngilizlerin femme fatale’i Lara Stone karşımıza Marilyn Monroe olarak çıkıyor.


Modern Marilyn adlı çekimde Peter Linbergh tarafından fotoğraflanan Lara; saçı, makyajı ve kıyafetleriyle gerçekten de modern bir Marilyn imajı çiziyor. Yalnız bu fotoğraflara bakarken Lara’nın Marilyn Monroe’dan ziyade harika bir Faye Dunaway olabileceğini fark ettim. Daha önce kimsenin aklına gelmemiş mi bilmem ama sizce de Lara’dan muhteşem bir Bonnie Parker olmaz mı?


Bu arada Marilyn Monroe konseptli çekimler her dergide karşımıza çıkacak gibi. Mesela daha önce Amerikan Vogue için Marilyn Monroe temalı bir çekim gerçekleştiren Michelle Williams, önümüzdeki ay da Vogue’un Almanya edisyonunun kapağını Marilyn Monroe olarak süsleyecek.


Vee son olarak Lara Stone’un çizgili pijamalı fotoğrafının Marilyn Monroe’dansa Be Adam Gülşen’i çağrıştırdığı tek kişi umarım ben değilimdir diyor ve eğer öyleyse sorunun kaynağını bulmak için bilinçaltımın derinliklerine inmeye gidiyor, gitmeden önce de bir kehanette bulunuyorum: Bir gün herkes 15 dakikalığına Marilyn Monroe olacak.

Fotolar: Zac Fashion

5 Ekim 2011 Çarşamba

FLASHIONBACK: Condé Nast ve Vogue

Kasım 1934/Ekim 1935

Daha kabanlarımızı dolaptan çıkaramadan gelecek yaz neler giyeceğimizi biliyor oluyoruz. Kışın ortasında bikini modellerine bakarken, yaz sıcağında gelecek sezon alacağımız kışlıkların bir listesini yapıyoruz. Çünkü moda böyle bir şey. Hep bir adım önde, hep gelecekte yaşıyor. Kurulan cümleler hep geleceği anlatıyor: Bu sezon bunları giyeceğiz, yaza damgasını vuracağa benziyor, ileride çok sık rastlayacağız, bu trend bu kış çok öne çıkacak, önümüzdeki sezon için bu parçayı şimdiden edinmekte fayda var gibi. Yani tıpkı Back to the Future filmindeki 1985 yılından 1955 yılına giden, gelecekte neler olacağını çok iyi bilmesine rağmen 1955’in kurallarına göre yaşamaya çalışan Marty McFly gibiyiz.

Aynı film bize geçmişin geleceği nasıl etkilediğini ve değiştirdiğini de anlatır. Ben de dedim ki bu blog’da ara ara dönüp bir de geçmişe bakalım, modaya dair geçmişte neler yaşanmış, onları hatırlayalım. Bu bir kişi, bir olay, bir defile ya da moda tarihindeki bir dönüm noktası olabilir. Geleceği kovalamaya bir ara verelim, bir nostalji yapalım. Sonra yeniden Back to the Future yaparız.

Moda tarihindeki -hiç şüphesiz ki- en büyük dönüm noktalarından biri Vogue’dur. Modanın incili diye anılan bu dergi, bu bölümün ilk konusu olmasa çok ayıp olurdu. Mesela Condé Nast kim biliyor muyuz?

İlk Vogue Kapağı 1892

Sene 1892 ve ilk Vogue yayınlanır. Derginin kurucusu Arthur Baldwin’dir ve ölümüne kadar da derginin başında kalır. Başlarda yalnızca New York’un elit kesimine hitap eden bu dergi, haftalık bir dergidir ve modaya odaklı değildir. Moda sadece değindiği konulardan biridir. Bunun dışında spor, tiyatro, kitap ve müzik gibi konulara da yer verir. Yani bir moda dergisinden ziyade, bir life style dergisidir.

Arthur Baldwin ölünce, 1909 yılında Vogue’u Condé Nast devralır ve böylece Vogue’da büyük değişimler başlar. Her şeyden önce reklam tabanlı bir dergi haline gelir. Dergi, okuyucu kitlesi olarak yüksek sosyeteyi hedef almıştır ve reklam verenler de her zaman para harcamaya meraklı olan kitleye ulaşmayı isterler. Reklam ve satış konusundaki yeteneği ile Condé Nast, Vogue’un bu potansiyelini görür ve çok doğru bir şekilde kullanır. Vogue’da yaptığı bir diğer çok önemli değişiklik ise Vogue’u kadın modasına yönelik bir dergi haline getirmesidir. Vogue kapaklarına aşırı önem verdiği için her zaman en iyi fotoğrafçılar ve illüstratörler ile çalışmaya gayret gösterir. Yani hayranı olduğumuz Vogue kapakları için dahi geçmişe gitmemiz ve Condé Nast’e teşekkür etmemiz gerekir.

Temmuz 1926/Ağustos 1940
Aralık 1930/Kasım 1939

Daha sonraki yıllarda ise Condé Nast şirketini büyütmeye karar verir. Böylelikle 1916 yılında Vogue İngiltere ve 1920 yılında Vogue Fransa yayın hayatına başlar. Şimdiyse Condé Nast Publications; Vogue dışında Glamour, The New Yorker, W, Teen Vogue, GQ, Allure gibi pek çok önemli dergiyi bünyesinde barındırıyor.

Condé Nast, 1942 yılında vefat etti ama arkasında şimdi onlarca farklı edisyonu olan ve tüm dünyanın takip ettiği bu harika dergiyi bıraktı. Hikayenin devamı ise daha bilindik; gelsin Diana Vreeland’ler, gitsin Anna Wintour’lar…

Fotolar: Flıckr,  Cower Browser

20 Ekim 2010 Çarşamba

Eğer Hala...

“Eğer hala hayal edebiliyorsan, gökyüzüne her baktığında Küçük Prens geliyorsa aklına, bir yerlerde orman yangını haberi duyduğunda Pinokyo aklına düşüp için sızlıyorsa, soğuk ve karlı yılbaşı gecelerinde Kibritçi Kız için birkaç damla gözyaşı süzülüyorsa gözlerinden, Pollyanna ile tebessüm edebiliyorsan, hala masallar ilgilendiriyorsa seni, şu büyüklerin dünyasına ermiyorsa aklın bir türlü, Alice ile çalılarda yuvarlanıyor ve hayvanların konuştuğuna inanıyorsan, şanslısın sen!”

- Marilyn Monroe ile Yaşanmamış Anılar, Funda Mara

Vogue İngiltere Ekim 2010 "The Dreamer"
Fotoğrafçı: Laura Sciacovelli, Model: Anna Jagodzinska, Styling: Charlotte Stockdale



Fotolar: Fashion Gone Rouge

16 Eylül 2010 Perşembe

FASHION’S NIGHT OUT - ÇILDIRMAYA AZ KALDI.


Yarın büyük gün. Bir alışverişkolik olmamızı partilerle, kokteyllerle, moda camiasındaki ünlü isimlerle, bize sunulan çeşitli fırsatlarla, ama daha da önemlisi alışveriş yaparken kutlayacağız. Saat 18:00 itibariyle Bağdat Caddesi, Nişantaşı ve İstinye Park’ta başlayacak olan Fashion’s Night Out etkinliği; bizleri güldürürken düşündürmeyecek belki ama alışveriş yaparken eğlendirecek, ya da eğlendirirken alışveriş yaptıracak, orası kesin.

Fashion’s Night Out ilk defa geçtiğimiz yıl Londra, New York, Tokyo ve Milano gibi moda sektörünün üssü sayılabilecek şehirlerde gerçekleşmişti. Bu sene ise aynı hafta içerisinde 16 farklı ülkede düzenleniyor. Bu bağlamda yarın akşam İstanbul’da gerçekleşecek olan organizasyon bünyesinde oldukça fazla ve ilgi çekici etkinlik var. Gönül hepsine yetişebiliyor olmayı dilese de ne yazık ki bu mümkün değil. Şimdilik en cazibi İstinye Park gibi gözüküyor, ama Nişantaşı’nda da oldukça merak uyandıran etkinlikler mevcut.

Peki bu etkinlik kapsamında nerede neler oluyor? İşte kaçırılmamasını düşündüğüm etkinliklerin bir listesi:


İSTİNYE PARK

Beymen: Absolut’un ikramlarından içerken, bir yandan da ayakkabı tasarımcısı Giuseppe Zanotti’ye ayakkabı imzalatma şansı elde edebilirsiniz. Zanotti, saat 21:00’den sonra Beymen mağazasında insanlarla buluşacak.

Boyner: Gamze Saraçoğlu ve Mehtap Elaidi ile bir araya gelerek sohbet edebilir, özel indirimlerden yararlanabilir, çikolatalı çileklerinizi yerken bir yandan da şampanyanızı yudumlayabilirsiniz.

Burberry: Sırf bir Burberry trençkot kazanma ihtimali için bile gidilmeye değer. Evet, ben trençkot kazanabilme ihtimalini sevdim! Saat 19:00-21:00 arasında Ece Sükan’ın yapacağı stil danışmanlığı da cabası.

Damat: Vanity Fair’in ve Harrods’un stil danışmanı Mitchel Belk, FNO kapsamında Damat Tween’de.

Dior: John Galliano FNO için nasıl bir vitrin tasarlamış, onu görmek için.

Emporio Armani: Kaçırmamalı saat 22:00’dan sonra gerçekleşecek bol kokteylli partiyi.

Jimmy Choo: Uğramak için bir sebep gerekli mi? Jimmy Choo ayakkabıları görülmeli, Jimmy Choo kokteylleri tadılmalı.

L’Occitane: Kendini Fransız hissetmek isteyenlere… Fransız şarabı, Fransız peyniri ve Fransız müziği eşliğinde alışveriş yapmanın dayanılmaz hafifliği.

Que: Aşk-ı Memnu’nun bu kadar konuşulmasına büyük katkıda bulunan Deniz Marşan ve Başak Dizer Fransez önderliğinde gerçekleşecek bir Vogue fotoğraf çekimine katılabilir, Vogue kapak kızı olabilirsiniz.

NİŞANTAŞI

BilStore: Bora Aksu’nun geceye özel düzenlediği gömleklerden birini kazanabilir; Güneş Dericioğlu, Günseli Türkay ve Eda Akpınar’dan stil konusunda tavsiyeler alabilirsiniz.

Guiseppe Zanotti: Giusseppe Zanotti saat 18:00-20:00 arası butiğinde insanlarla buluşuyor ve ayakkabı imzalıyor.

Midnight Express: Zaman zaman Kiki’de de çalan Emel Kurhan’ın DJ’lik yaptığı gecede Yazbükey’in 10. yılı şerefine özel vitrin hazırlanacak.

The House Cafe: Özgür Masur’un Ten Dökümü adlı koleksiyonu farklı bir sunumla insanlarla buluşuyor. Özgür Masur’u da görmek isteyenler saat 21:00-22:00 arası mutlaka burada olmalı.

*Bağdat Caddesi’ndeki etkinlikleri öğrenmek için burayı, Nişantaşı ve İstinye Park’taki tüm etkinlikleri öğrenmek için ise burayı ve burayı tıklayabilirsiniz.

24 Mayıs 2010 Pazartesi

Hikayen Ne?: Barış Çakmakçı (Editör)

Vogue Türkiye Haziran sayısının çıkmasına şurada birkaç gün kala, yani bir derginin en yoğun ve en hararetli oldu zamanda, gittim Barış Çakmakçı’ya sorularımla.

Hepimiz Vogue Türkiye denince ister istemez ilk olarak Ece Sükan’ı ya da Seda Domaniç’i getiriyoruz akla. Oysa Vogue gibi bir markanın, evet dergiden de ziyade bir markanın sitesinin editörü Barış Çakmakçı. Birçoğumuz belki de kendisini bu siteyi yakın markaja aldığı sırada tanıdı. Le Cool’un sıkı takipçilerinden biri olan ben ise orada yazdığı yazılarla ismine aşikardım ama altından bu kadar çok yönlü bir insanın çıkacağını inanın tahmin etmiyordum. O kadar ki soru sorarken bile gerçekten zorlandım. Bugüne kadar yaptığı ve şu anda yapmakta olduğu her bir iş ayrı bir söyleşi konusu, oturup üzerine saatlerce konuşulası çünkü. Sosyoloji üzerine sanat tasarım yüksek lisansı, reklam, organizasyon sektörü derken Elle Deco, Instyle Home gibi dergilerde tasarım, viski markası Jameson’ın blog’unda sinema yazıları ve dahası…

Hadi okuyun da öğrenin bakalım, neymiş bu dahası…


Barış Çakmakçı'yı biz en çok Vogue ile tanıdık ve sanırsam bu bizim ayıbımız. Oysaki sen bundan çok çok fazlasısın. Bize biraz hikayenden bahsetsen? Ne üzerine eğitim aldın, şimdiye kadar neler yaptın?

Yok canım neden ayıp olsun. Annesinin bi’ tanesiyim ben, kardeşim yok. Bu yüzden de İstanbullu olmanın tüm nimetlerinden faydalandım çocukluğumda. Haliyle İstanbul benim için vazgeçilmez bir tutku oldu.

Cağaloğlu Anadolu’da Almanca eğitim aldım. Ardından Mimar Sinan Ünv. Sosyoloji Bölümü’nden mezun oldum. Bu da estetiğe ve hayata dokunduğu sürece her konuya ilgi duymama neden oldu. Seyahat, sinema, müzik, tasarım, kitap, yemek, moda… Şanslıyım ki paramı da böyle kazanıyorum.

Çalışma hayatıma aslında öğrenciyken İngilizce-Almanca rehberlikle başladım. Ardından 1998’de bir internet portalinde stajyer muhabirlik, derken elektronik ticaret sitesinde içerik geliştirme editörü, bir döneme damgasını vuran Urban Bug’da halkla ilişkiler ve organizasyon, çizgi altı işler yapan bir reklam ajansında metin yazarlığı derken kendimi dergilerde buldum. Voyager, Kitap, Livingetc, Elle Décor, InStyle Home, derken Vogue. Hürriyet Look ve Radikal Tasarım gazetelerinde yazdım uzun bir süre.

Şimdi ben duydum ki bitirme tezinin konusu da "kitle iletişim teknolojilerinin beden ve arzular üzerindeki denetleyici etkileri" imiş. Oldukça da ilgimi çekti. Ne gibi denetleyici etkileri var mesela?

Bunları hadi deyince sıralamak çok zor. Ama işte bilinen tabiriyle, “Big brother is watching you!”

Vogue Türkiye'nin olması sence neden önemli ve moda sektörüne ne gibi katkılar sağlayacak?

Vogue güçlü bir marka. Türk dergiciliğinde son iki üç senedir yaşanan stresli zamanların ardından gerçekten profesyonel bir duruşu var. Hem sektöre hem okuyucuya ilham veren dergiler daha fazla olmalı. Türkiye’de moda adına da sağlam adımlar atılırken olması gereken bir adımdı. Fashion Week’ler, genç tasarımcılar, pop-up mağazalar ve yurtdışından isimler.

Vogue'un yani sıra faal olarak başka hangi işlerle uğraşıyorsun ?

Le Cool’da iki senedir şehirle ilgili yazıyorum. TRT Türk’te Bi’ Dünya Tasarım programında içerik danışmanlığı veriyorum. Hayatafarklıbakanlar.com’da populer kültür ve sinemayı harmanlayan post’larım oluyor. Geçmişte birkaç tane kitap editörlüğüm oldu. Yine bir kitap projesi var. Bunlar maddi beklentim olmayan, tamamen keyfi işler.

İnternet artık inanılmaz bir güç ve bu yolla bir çok insan tanınır hale geldi. Bunların başını hiç şüphesiz ki blogger'lar çekiyor. Son dönemde blogger'ların özellikle moda hakkında söyleyecek çok şeyi olması ve söylediklerinin de bu denli önemsenmesi oldukça tartışılıyor. Sen bu konu hakkında ne düşünüyorsun?

People dergisinin yayın yönetmeni Olivier Zahm geçtiğimiz günlerde bir röportajında “90’lı yıllarda ne kadar geride durursan o kadar cool sayılırdın. Şimdi ne kadar kendini anlatırsan o kadar cool’sun.” dedi. Hepimizin farklı kimlikleri, farklı account’ları var. Kişiselleştirme çağındayız. Dolayısıyla da öznel görüşler önemli. Ama ben tavrımı yayıncılıktan yana koyuyorum. Okuyucuya dokunmayan bir haber, haber değildir. Henüz sap ve saman bir arada. Ama çok parlak isimler de var takibimde. İpin ucunu kaçıranın silinmesi kuvvetle muhtemel.


Artık her şeyin "-e" halindeyiz. E-posta, e-bankacılık, e-alışveriş ve pek tabi e-yayıncılık. Pek çok e-dergi, haber sitesi ve bir yandan da blog'lar sayesinde medyanın çehresi değişti. Dijital medyanın bu kadar içinde olan birisi olarak ve her şeyin de bu kadar hızlı geliştiği düşünülecek olursa bir 10 yıl içinde sence dijital medya nerede olacak? Alıp okuduğumuz, hatta sakladığımız dergi ve gazetelerin pabucu dama mı atılacak? Her şey "-e" mi olacak?

Olacak. Ama derginin ya da gazetenin kokusu, hazzı başka. Silinip gideceğini düşünmüyorum. İkisinin de dinamizmi farklı. Dolayısıyla dergiler de kendine yeni açılımlar yaratacaktır. Yine de halen aşılması gereken daha önemli sorunlar var. Youtube, Geocities, Last.fm, Dailymotion gibi siteler sansürle cebelleşiyor. Dergiler kapanıyor. Üzücü.

Sinema yazıları da yazan biri olarak sevdiğin filmleri sormamak olmaz. Ee tabi bir de kitap?

Film izlemeyi seviyorum. Yazdığım yazılarda ya da yaptığım çıkarımlarda filmlerden referanslar vermeyi de. Arşivim kalabalık, saymam zor. Ama en son dün gece Vavien’i sonra da Houseboat’u izledim.

Son dönemde de 1800’lerin Türkiye'sine dair kitaplar okumaya taktım. İzmir’in Büyücüleri, Camondo ailesinin hikayesi ve şimdi de Zarifiler.

Barış Çakmakçı İstanbul'da nerelerde karşımıza çıkabilir peki?

Doğma büyüme Anadolu yakasının çocuğu olduğum için anneme geçerken vapurda. Nişantaşı’ndan Taksim’e asla araç kullanmam, yürürken çıkabilirim. Galata’da eve giderken, Maslak’ta işe giderken, gecenin bir saati İstiklal’de yemek yerken, Boğaz’da bir davette ya da Ada'da arkadaşlarla. Gecenin bir saati internette. Ayda bir kere mutlaka Atatürk Havalimanı’nda. Sıklıkla da Samatya’da, Cankurtaran’da, Yeşilköy’de, Tarabya’da, Balat’ta fotoğraf çekerken. Dediğim gibi, İstanbul’da tecrübe edilecek o kadar çok şey var ki. Zaman az. İstanbul’u değerlendirmek lazım.

Var mı yeni planlar, projeler? Yoksa "daha ne olsun" mu?

Hayatta heyecanı da kaybedersek neyimiz kalır?

Son olarak bir Twitter mesajı alalım senden, 140 karakter olmak kaydıyla buraya ne istiyorsan yaz.

RT @YiğitÖzgür “Özel hayatımla değil, yaptığım işlerle anırmak istiyorum.”

1 Mayıs 2010 Cumartesi

Humor Chic: Modayı Biraz Ti'ye Alsak?

Mizah ne de güzel şeydir. Olayları komiğe vurup ardına derin mesajlar saklamak ne de ince iştir!

Mizahın en büyük kaynağı da hiç şüphesiz siyasettir. Ama pekala moda da olabilir. Çünkü moda dünyası da aslında içinde birçok yalanın, çelişkinin, göz boyamanın yer aldığı bir illüzyon değil midir?

Bir resmin birçok kelimeden daha çok şey anlattığına gönülden inanan, aynı zamanda moda tasarımcısı da olan illüstratör Alexsandro Palombo, oluşturduğu Humor Chic adlı blog'u vasıtasıyla inceden inceye moda dünyasının önemli isimlerine gönderme yaptığı çalışmalarını bizlerle paylaşıyor. Üstelik çoğu zaman yanlarına Barack Obama’yı da eklemeyi ihmal etmiyor. Marc Jacobs-Lorenzo Martone evliliği, Terry Richardson’ın çocuk yaştaki modellere cinsel tacizde bulunduğu dedikoduları ve Marc Jacobs’un bunun üzerine çıkıp Terry Richardson’ı savunması, Lindsay Lohan’ın Emanuel Ungaro’daki kısacık kariyeri ve bunun gibi moda dünyasındaki tüm çalkantılar Palombo’nun konusu haline gelebiliyor.

Alexsandro Palombo moda dünyasını oldukça komik ve eğlenceli bir hale getirirken sanki bir miktar da büyüsünü bozuyor mu ne?

Lizard’ın Vurgulu Notu: Humor Chic takibe alınsın, her gün bakılsın.

Marc Jacobs-Lorenzo Martone evliliği
...ve Karl Lagerfeld porno film sevdiğini ve izlediğini itiraf eder.
Marc Jacobs, Albert Elbaz, Donatella Versace ve Karl Lagerfeld'den oluşan bir rock grubu
Hayvan hakları savunucusu vejetaryan Stella McCartney'nin Adidas için tasarladığı ayakkabı koleksiyonunda kanguru derisi kullanıldığını biliyor muydunuz? Ya da Stella McCartney markasının da bağlı bulunduğu PPR Gucci Group'un  sahibinin karısı Madame Maryvonne Pinault'un Stella McCartney 2010/2011 kış defilesini en önden kürk paltosuyla izlemesi sizce de biraz ironik değil 
mi?
Küçük yaştaki toy modelleri bazı fırsatçılardan koruyabilmek için Palombo'dan Anna Wintour'a bir öneri: Örnek olup 18 yaşından küçük modelleri dergide kullanmasan, hatta bizzat kendini kapağa koysan? Eline de bir dondurma alsan?
Bir mesaj da Carine Roitfeld'e...
Anna Wintour, Carine Roitfeld ve Terry Richardson'ın 3 kişilik aşkı...
Terry Richardson'a Marc Jacobs'tan tam destek...
Lindsay Lohan, Ungaro'dan sonra bu hale düşer...
Fotolar: Humor Chic

19 Nisan 2010 Pazartesi

Efsane Çift Serge Gainsbourg-Jane Birkin Vogue'da

Dünyanın en çirkin-karizmatik erkeği Serge Gainsbourg ve seksi peri kızı Jane Birkin... 1969 yılında Slogan filminin setinde tanıştıklarında İngiliz kızımız tek kelime bile Fransızca bilmediğini söyler. Ama bir Fransız erkeği ile beraberseniz ve üstelik de deliler gibi aşıksanız -ki genelde Fransızlar size başka opsiyon tanımazlar- Fransızca şakırsınız da, üstüne şarkılar bile yaparsınız da...

Öyle bir aşktır ki bu aslında Serge Gainsbourg'un eski sevgilisi olan Brigitte Bardot için yapılmış bir şarkıyı (Je t'aime... Moi non plus) yeniden seslendirebilirsiniz beraber. Bütün eskileri unutturup birbirinize, hatta eskilerin küllerinden yeniden doğup efsane bir aşkın kollarına bırakabilirsiniz kendinizi. Öyle bir tutkuyla bütünleşirsiniz ki içinizden taşar, etrafa yayılır, her yere bulaşır. "Je t'aime... Moi non plus" şarkısını öyle bir söylersiniz ki insanlar içinde yer alan orgazm seslerinin numaradan olamayacağını ve ancak sevişirken çıkabileceğini düşünüp bu şarkıyı kaydederken cidden seviştiğinizi sanır. Yine bu yüzden şarkınız Avrupa'daki birçok yerde yasaklanır, Vatikan tarafından yapılan eleştirilere maruz kalır.

Bir de üstüne bu Fransız seksapalitesini ve İngiliz asaletini birbirine katarsınız da Chalotte Gainsbourg'u yaratırsınız.

Bir aşk ne kadar tutkuluysa, ne kadar kanındaysa, ne kadar dibine kadarsa o kadar da biteceği açıktır sonunda. Ömür boyu o yoğunluğu yaşayamazsınız. Yorar adamı, nefesini keser, parçalara böler. Birkin ve Gainsbourg da 1980 senesinde ilişkilerini sonlandırdılar ama arkalarında hala konuşup imrenerek baktığımız bir masal bıraktılar.

Bu efsanevi aşkın ilk ortaya çıkışından bugüne 40 yıl geçti. Vogue Fransa da bunun şerefine onları sayfalarına konuk etti. Jane Birkin olarak Daria Werbowy'i, Serge Gainsbourg olarak da Francesco Vezzoli'yi karşımıza getirdi. Fotoğraf çekiminin de ismi olan "La Décadanse" ise adını beraber söylemiş oldukları, yine tutkulu bir şarkıdan alıyor. Çekimlere bakmadan önce şarkıyı dinlemek için; tık.

"Dans yatay isteklerin dikey tatminidir." diyen ünlü bir düşünür bunu mu kastediyordu acep?

Vogue Fransa Mayıs 2010 Sayısı "La Décadance"
Fotoğrafçı: Mario Testino, Styling: Carine Roitfeld, Modeller: Daria Werbowy, Francesco Vezzoli


Bu çekimin esinlendiği orjinal fotoğraflar ise bunlar:


Ayrıca aralarındaki  tutkuyu daha iyi anlayabilmek adına yine fonda "La Décadanse"ın çaldığı şu videoya bir bakalım:

Serge Gainsbourg & Jane Birkin - La Decadence et Melody Nelson

Charlotte | MySpace Video



Hatta bu kadar yapmışken tam yapalım, bir de "Je t'aime... Moi non plus" yü koyalım:


fotolar: Fashionising, Myspace

5 Nisan 2010 Pazartesi

Tim Walker Aşkı Bambaşka

İstersen doğum günüm bugün olabilir. İstersen yarın olacaktır, zaten bu kadar kısa zaman kalmışken işini kolaylaştırabilirim. İstersen de dündür, kutlamayı unutmuşsundur, sana telafi ettirebilirim. Belki de geçen haftadır da aklına şimdi dank etmiştir, sana paçayı kurtartabilirim.

Biliyorsun, Tim Walker benim en sevdiğim fotoğrafçı, hadi mubalağa yapmayalım da, en sevdiklerimden biri diyelim. TeNeues’tan sadece 100 kopya basılan “Pictures by Tim Walker” adlı kitapta da bu efsane adamın yaptığı işler toplanmış. 368 sayfadan oluşan bu kitabın içindeki yazılar ise hem İngilizce, hem İtalyanca, hem Almanca, hem Fransızca, hem de İspanyolca'ymış. Bak Fransızca öğreniyorum ya, buna da bir katkıda bulunursun. Belki sen de Almanca biliyorsundur, bencil değilim, arada bir ödünç veririm, sen de bir okursun. Ama kitaba dikkatli bakmazsan kızarım, haberin olsun.

Ha, söylemeyi mi unuttum? Kitap sadece 900€. Ne? O kadar etmem mi? O zaman gel anlaşalım, 98€’da el sıkışalım. Daha önce yine aynı yayın firmasından çıkmış, yine 368 sayfadan oluşan bu kitapta karar kılalım.

Bir de Tim Walker’ın son işlerinden birini patlatalım, hayallere dalalım.
Vogue İtalya Mart 2010 Sayısı "Lady Grey"
Fotoğrafçı: Tim Walker, Styling: Jacop K, Modeller: Stella Tennant, Imogen Morris Clarke and Charles Guislain

Deliye her gün doğum günü, Tim Walker ister deli gönlü…
Fotolar: Fashionising
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...